Yazarlar
05 Şubat 2018 ( 51 izlenme )
Reklamlar

Afrin daha başlangıç

Afrin operasyonunun iki haftası bitmek üzere. Konuyla ilgili içerde dışarıda yoğun bir tartışma sürüyor. Bırakın operasyonun kendisini, ismi bile polemik konusu yapıldı.

AB ülkelerinin düşük profil “Türkiye’nin terör hassasiyetini anlıyoruz, ama…”lı yaklaşımı; Aralarında Filistin’in de bulunduğu 22 Arap ülkesinin operasyona karşı olduklarını açıklayan “suya tirit” açıklamaları; Suriye’nin öylesine “Topraklarında kendinden habersiz böylesi bir operasyonu kabul etmeyeceğine” ilişkin dostlar alışverişte görsün çıkışları; ABD’nin çok sert olmayan “Bu operasyon IŞİD ile mücadelede dikkatin dağılmasına sebep oluyor. Bir an önce bitirilmesi, sivil ölümlerinin olmaması” gibi seni burada biraz görmemezlikten geleceğim türü söylemleri…

Söz konusu açıklamaların dozajından, küresel ve bölgesel aktörlerin Türkiye’nin bu operasyonuna karşı sert bir karşı duruşları olmadığını anlıyoruz. Operasyon öncesi yürütülen diplomasi atakları, uluslararası kamuoyunun Türkiye’nin yanında olmasa da karşısında yer almasına engel olmuştur. 

Rusya ile operasyonun önceden sıkı biçimde koordine edildiği zaten açıktır. İran’ı da bu kapsamda düşünmek gerekir.

Türkiye, operasyondan meramını “Sınır güvenliği ve bölgede istikrarın sağlanması” olarak açıkladı. Ayrıca işgal için değil, ‘’Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak bölgeyi terör örgütlerinden temizlemek ve bölge halkını bunların baskısından kurtarmak” amacıyla Afrin bölgesine girdiğini ifade etti.

***

Ülke içinde ise operasyonun ismi dahi tartışıldı. Belli ki operasyona, bölgeye istikrarın getirilmesini amacını karşılayan, barışı temsil eden “Zeytin Dalı” denilmiştir. Bu, Afrin’in zeytin ve zeytinyağı üretim merkezi olması nedeniyle zeytin ağacının sembol olmasıyla da çakışmış, bu anlamda bence operasyona oldukça güzel, akıllıca bir isim verilmiştir.

Bu isimden rahatsız olduğunu ifade edenler de olmadı değil. Tahminin aksine bu rahatsızlık dışarıdan ziyade, içerisi görülen bir yerden, “yavru vatan”dan geldi.

İHANET DENİZİNDE BALIK TUTANI BOLDUR BU ÜLKENİN

Eski ismi Avrupa yeni ismi Afrika olan ve KKTC’de Rum yanlısı politika izleyen, “libaral sol” görünümlü bir gazete; 1974 Barış Harekâtı’nın ismine atıfla “İşgalin adı yaldızlı sözlerle allanıp pullanıyor. Bizimkini ‘barış’ ile süslediler, Suriye’de ölüm kusan jetlere ise zeytin dalı taktılar, üçüncüye de yasemin takarlar herhalde” dedikten sonra sekiz sütuna “Türkiye’den bir işgal harekâtı daha”manşetini atabilmiştir…

Ne diyelim ihanet denizinde balık tutanı boldur bu ülkenin.

Neyse biz dönelim bu operasyonun gerçeklerine…

***

Malum Fırat Kalkanı operasyonu ile Cerablus-Azez-El Bab bölgesinden IŞİD temizlenmiş, aynı zamanda bölgede Türkiye’yi çeviren bir terör kuşağının oluşmasının da önüne geçilerek Afrin ile Ayn El Arap (Kobani) arasında tampon bir bölge oluşturulmuştu.

Ve operasyon yaklaşık 5,5 ay (24 Ağustos 2016-16 Şubat 2017) sürmüş, 72 askerimiz şehit olmuştu. Ancak Fırat’ı kendimize kalkan yapamamış, Fırat’ın batısında kalan Münbiç’e ABD’nin karşı koyması nedeniyle girememiştik. Yani Fırat Kalkanı tam hedefine ulaşamamıştı. Suriye’de terörden temizlediğimiz bu bölge de ABD destekli PKK/PYD unsurlarının kontrol ettiği iki bölgenin arasında sıkışıp kalmıştı.

Afrin operasyonu ile Fırat Kalkanı harekâtı sonucu kontrol ettiğimiz alanın batısı emniyete alınmış olacaktır.

Söz konusu operasyonla, sonrasında Akdeniz’e çıkmak için Hatay’ı hedef alacağı açık olan yapay devletin, muhtemel çıkış ayağı Afrin’in kontrolü sağlanacak ve böylece Hatay uzaktan savunulmuş olacaktır.

SIĞINMACI YÜKÜ AZALACAK

Söz konusu operasyonla, PKK’nın yıllardır bölgeden Amanoslara sızarak bölgeyi istikrarsızlaştıran terör saldırılarının da önüne geçilecektir. Ha keza, sınır ötesinden, başta Kilis ve Hatay’a yapılan sivil halkı hedef alan roket saldırıları da önlenmiş olacaktır.

Söz konusu operasyonla, Fırat Kalkanı ile elde edilen başarı pekiştirilmiş, terör koridoru ile Akdeniz’e açılma hayali biraz daha zayıflatılmış olacaktır.

Söz konusu operasyonla, artık Türkiye içerisinde ciddi sorunlara sebep olan Suriyeli sığınmacıların önemli bir bölümünün Fırat’ın batısına yerleştirilmesi sağlanırsa hem insanlar ülkelerine dönmüş, hem de Türkiye’nin sırtındaki sığınmacı yükü azalmış olacaktır.

Ayrıca söz konusu operasyon askeri gücünüzün test edileceği bir laboratuvardır. Askeri gücünüz masaya daha güçlü oturmanızın olmazsa olmazıdır. Afrin operasyonunu bu anlamda da değerlendirmek gerekir. Sonuçta Türk ordusu PKK/PYD’nin yıllardır tahkimat yaptığı bir alanı temizleyecektir. Bu, yaşanan bunca badireye rağmen Türkiye’nin askeri varlığının caydırıcı gücünü ortaya koyması açısından önemlidir.

***

Burada dikkat edilmesi gereken en esaslı nokta hızlı hareket etmek ama aceleci davranmamaktır. Aceleci davranarak kayıplarımızın artmasına olanak verilmemelidir. Aynı şekilde acele edip sivil ölümlere sebep olunmamalıdır. Çünkü Türkiye kayıplarla yıpratılıp, sivil ölümler bahane edilerek köşeye sıkıştırılmak istenecektir.

Türkiye’nin başta Rusya ile iyi ilişkiler çerçevesinde yürüttüğü diplomasinin sonucu olarak ABD sahada dengelenmiş, artık her istediğini yapamaz hale gelmiştir. Bugün Afrin’de göreceli rahat operasyon yapabiliyorsak bunun birinci sebebi ABD’nin bölgede her şeye gücünün yetmemesindendir.

Şu anda ABD Türkiye’ye karşı “mahcup itirazcı” durumundadır. 15 Temmuz’un izlerinin üzerinde olduğunu biliyor. Bölgede gücünün dengelendiğinin de farkındadır...

ABD AFRİN’İ BELLİ Kİ BIRAKTI

Fakat ABD bölgedeki satrancı artık çok daha hesaplı, çok daha dikkatli, çok daha sıkı oynamaya başlamıştır. Eskiden olduğu gibi “istediğimi yaparım”hoyratlığında değildir. Ancak bu kimseyi sevindirmesin. Adımlarını çok daha planlı biçimde atacaktır. Her hareketini ölçüp tartacaktır. Bu anlamda belki eskisinden çok daha tehlikelidir.

Afrin’i belli ki bıraktı. Afrin onun için artık zorunlu olarak verilmesi gereken bir piyondur. Onu piyon olarak Türkiye’nin önüne sürdü.

Türkiye’yi piyon ile alabildiğince oyalamaya çalışacak, Türkiye’nin haklı gerekçelerini de karşılayarak gazını alacak ama bu arada da azami biçimde yıpratmaya çalışacaktır.

Bunun dışında söz konusu operasyon Türkiye iç siyasetinde hükümete yarayacağından çok da sert tavır takınmayarak, limoni olduğu Türk hükümetine bir nevi zeytin dalı uzattığı da söylenebilir. Olayı bir cephesiyle de böyle okumak gerekir.

Oyunun seyrini ve sonucunu etkileyecek taş, Fırat Kalkanı operasyonunun hedeflerinden biri olarak düşündüğüm, 2016 yılının Ağustos ayında Türkiye’ye gelen ABD Başkan yardımcısı Joe Biden’ın, PKK/PYD güçleri oradan çekilecek demesine rağmen yaprağın kımıldamadığı Fırat’ın batısındaki Menbiç’tir.

Devam edelim…

Afrin satrançtaki piyonsa, Münbiç fildir. ABD bu önemli taşı vermemek için her türlü yolu deneyecektir. Fili almak Türkiye’nin direncine, bölge ülkeleriyle ilişkilerine, iç cephedeki desteğine bağlıdır.

Şunu belirteyim ki, satrançta sıkışırsanız elbette filinizi de vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu sıkışma durumunuza, yani karşınızdaki oyuncunun becerisine bağlıdır.

Dolayısıyla ABD gerektiğinde fili yani Münbiç’i de bırakabilir. Ama mat olmamak için şahını ne pahasına olursa olsun korumak zorundadır.

Peki, Suriye’deki şahı nedir derseniz, Fırat’ın doğusudur derim.

Burada PKK/PYD’ye ciddi yatırım yapmıştır. Bölgede üsler açmış, Şu ana kadar farklı bilgiler olsa da en az 60 bin PKK/PYD’liyi askeri eğitime tabi tutmuş ve düzenli ordu haline getirmiştir. Bu sayıyı daha çok artıracağı, bölgeye sevk ettiği yaklaşık 5 bin tır silahtan bellidir.

İşte burada her şeyi göze alacaktır. Türkiye buna hazır mı? Değilse hazır olmalı… Çünkü ABD’nin, Türkiye’yi Fırat’ın batısına razı ederek, Fırat’ın doğusunda yapay bir PYD devletçiği kurmak istediği açıktır.

ZAMANA OYNAMAK

Fırat’ın batısını Türkiye’nin kontrolüne bırakarak, doğusunda kurulacak bir devlete rıza gösterilmesini isteyeceği büyük ihtimaldir. Yakın vadede bölge ülkelerini buna razı ederse, gelişmelere göre böylesi yapay bir devletin önce Irak’ın kuzeyi ile birleşerek, ilerleyen aşamada Fırat’ın batısına el atmak isteyeceği de ortadadır.

Görülen, ABD, kendi için en sorunlu görünen bu zaman dilimini en az hasar ile atlatmak istemektedir. Zamana oynamaktadır.

Suriye nüfusunun % 7’sine tekabül eden PKK/PYD kontrolündeki etnik bir grubun, Suriye topraklarının % 30’nu, enerji kaynaklarının % 50’den fazlasını, su kaynaklarının çoğunluğunu kontrol eder hale gelmesini sağlamıştır.

Burada oluşturulacak bir devlet, artık Türkiye’nin güney sınırlarının yaklaşık 600 kilometresinde komşusu olacaktır. Böylesi bir devletin ABD koruması altında giderek güçleneceği olasıdır. Kaçınılmaz olarak Türkiye içindeki PKK unsurlarıyla Türkiye’yi, eskiden olduğundan çok daha fazla rahatsız edeceği aşikârdır. Böylesi bir oluşumun Irak’ın kuzeyindeki yapı ile bütünleştiğinde Türkiye’deki ayrılıkçı rüzgârın çok daha sert eseceği bellidir.

Sonuç olarak; Türkiye, orta vadede kendisine çok fazla sorun yaşatacak bir PKK/PYD devletçiğinin kuruluşuna, bırakın Fırat’ın batısını, doğusunda da müsaade etmemelidir. Bu Türkiye’nin beka sorunudur. Yani bu bölge sadece ABD için değil bizim için de şahtır.

Burada askeri tepkilerden de önce yapılması gereken diplomatik girişimlerdir. Akılla yürütülmesi gereken bir diplomasiye gereksinim vardır.

Diplomatik başarı için ordunuzun gücü elbette çok önemlidir.

Türk ordusunun yeniden ve süratle yapılandırılması, yaralarını ivedilikle sarması, bunun için de şunun bunun değil tüm halkın ordusu olması, yani millilik vasfını güçlendirmesi yaşamsaldır.

Elbette iç cephenin birliği de diplomasi oyununda elinizin gücünü etkiler.

AFRİN DAHA BAŞLANGIÇ

Yine bölgesel aktörlerle geliştirilen sağlıklı ilişkiler elinizi güçlendirir. Şu anki operasyonları, yetersiz olsa da bu ilişkilere borçlu olduğumuz herkesin malumudur.

Bir başka husus da mutlaka ama mutlaka Suriye yönetimiyle ilişkilerin normalleştirilmesidir. Yoksa bir süre sonra zaten Suriye’deki askeri varlığımız da uluslararası hukuk normlarına göre tartışılır olacaktır. Toprak bütünlüğünü sağlayan bir Suriye ile sorunun büyük bölümü çözülebilir. Öyle her can sıkıldığında Suriye yönetimine çatarak bir yere varılamayacağı gibi, daha ağır bir bedelle karşılaşabiliriz. Bölgede an itibarıyla yakaladığımız olumlu havayı iyi değerlendirmek zorundayız.

Ve en önemlisi, şu an Afrin operasyonuna kamuoyu desteğinin % 80’lere dayandığı ifade ediliyor. Bu operasyonla başka şeylerde yakalayamadığımız milli bir tavır geliştirmiş, ortak payda oluşturmuşuz. Bu ortak paydayı iç siyasete yem etmeyelim.

Sağlanan bu milli bütünlük, tıpkı 15 Temmuz sonrası % 75’lere varan FETÖ karşıtlığı ortak paydasının 6 ay sonra ilan edilen referandumla tarumar edilmesine benzemesin.

Çünkü Afrin daha başlangıç. Bu uzun soluklu bir mücadeledir.

Bu, aynı zamanda Türkiye’nin beka sorunudur.

Hiç olmazsa bugün birlik içinde olalım, aklıselim davranalım, olmaz mı?

Mustafa Önsel


Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Hoş gelişler ola! “Yok mu bu it oğlu iti vuracak namuslu bir vatan evladı” diye yazıp tüydü Putin'in aklında ne var? İstatistikler Chavez’in Venezuela'sı Hakkında Ne Anlatıyor?