Çok Ünlüler
18 Kasım 2017 ( 1279 izlenme )
Reklamlar

Ayla filmi gerçek düşmanı perdeliyor

Yazılı bir kural yok ama hepimiz biliyoruz, senaryoya dinsel ve etnik belirteçler koyarsak şansınız artar!

BESTE GÜL ÖNEREN
1877 yılında Rus Çarı Nikolayev’in askerleri hem Kafkasya’dan, hem de Balkanlar’dan saldırıya geçti. Bir seneye yakın süren savaş sonucu bugünkü Yeşilköy, o günkü Ayastefanos’a kadar geldiler. Yeşilköy’deki bir köşkte ünlü Ayastefanos Antlaşması imzalandı. 18 yıl sonra Ruslar, savaşta ölen askerlerinin mezarlarını tek bir yerde toplamak isteklerini padişah II. Abdülhamit’e ilettiler. Abdülhamit, bu talebi kabul etmekle kalmadı ayrıca tüm masrafları ödemeyi de taahhüt etti. 1898 yılı sonunda, askerlerin kemikleri Çar Grand Dük Nikolas’ın da katıldığı ihtişamlı bir törenle inşa edilen Ayastefanos anıt mezarına gömüldü. İşin aslı, anıtın Çar için dikilmiş bir zafer anıtı olduğuydu. Ayastefanos anıt mezarı halk arasında utanç abidesi olarak anılıyordu.

İLK FİLMİ İTTİHATÇILAR ÇEKTİ

1908’de gerçekleşen Hürriyet Devrimi ile toplumsal hayata uygulanan baskı kalktı. Osmanlı aynı tarihte açılan salonlar aracılığıyla sinema ile tanıştı. Yabancı uyruklulara ait sinema salonlarında yabancı prodüksiyonlara yer verildi. 19 Mart 1914 tarihinde Cevat Boyer ve Murat Bey, açtıkları ilk Türk sinema salonuna Millî Sinema adını verdiler. Daha sonra İstanbul Sultanisi’nde film gösterileri düzenleyen Fuat Uzkınay ve Şakir Eden’in girişimiyle ikinci sinema açıldı.

Ayastefanos’un yıkım kararı 1. Dünya Savaşı’nın başladığı yıl alındı. Yıkım anının filme çekilmesi kararlaştırıldı. Emperyalizme kafa tutuşun simgesidir, yıkacağız, belgeli olsun. Görev yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay’a verildi. 14 Kasım 1914’te anıtı yıkmak üzere gönderilen birlik anıtı dinamitle havaya uçurarak Ayastefanos Abidesi’ni yıktı. Filmin çekiliş tarihi, Türk sinemasının da başlangıç tarihi olarak kabul edildi ve ‘Ayastefanos’taki Rus Âbidesinin Yıkılışı’ adı ile tescillendi. Bir yıl sonra 1915’te ise Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kuruldu. Türk ordusu sinemanın gücünün farkında, millî mücadele için önemini kavramış ve gereğini yapmak üzere konumlanmıştı.

TÜRK SİNEMASININ MİLLİ KARAKTERİ

Diğer tüm sanat dalları gibi sinema da bir ikna sanatıdır. Aynı zamanda kitlesel bir iletişim aracıdır. Kitleler, belirli bir zaman dilimi içerisinde belli gerçeklik ve fikirler aracılığıyla kendileriyle iletişime geçilmesine izin verir. Sinema, maruz bırakır. Her sahnesinde seçimini yaptığı gerçeklik betimlemesi ile iyi ve kötüye işaret eder. Dolayısıyla doğası gereği siyaset ve propaganda öğesidir. Eğer çalışkan bir senaristseniz ve hikâyeniz hakikat ile çatışmıyorsa tarihin doğru tarafında elinizde dinamit olmasında sakınca yoktur. Ayastafenos yıkılır ve bir millet özgürleşir.

Türk sineması sonraki yıllarda Muhsin Ertuğrul, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Halit Refiğleri tanıdı. Millî sinema onlarla anlam buldu. Sömürü ve zulme karşı isyan eden, filmlerinde sadece çatışmayı değil çözümü de işleyen yönetmenler millî demokratik devrime büyük katkılar sağladı. Erdemli bir insan yaratmak gayesinde filmler çektiler. Cumhuriyet devrimi gerçekleşmişti ancak karşı devrim süreci toplumda yabancılaşmayı körüklüyordu. İnsanın insana kulluğu devam ediyordu. İşçiler haklarını alamıyor, köylüler suya tel arkasından bakıyor, kadınlar eziliyordu. Her vicdanlı insanın haksızlıkla derdi olur ama sanatçının çözümü de vardır. Çözümleri vardı. Sevmeye ve hakikatin ışıldayan cevherini anlatmaya dair dertleri vardı. Bir elin nesi var iki elin sesi var, birleştirme dertleri vardı. Bir devrimci ahlâkıyla, dönüştürmeye ant içmiş gibi filmler çektiler, öyle yaşadılar. Emperyalizmin her türlü saldırısını göğüslemek için en önde atıldılar mücadeleye. Film çekemediklerinde, göğüslerini açıp siper oldular topluma. Bir Millet Uyanıyor, Muhsin Ertuğrul’un en önemli filmiydi. Halit Refiğ, hiç yorulmadı, en son 2008 yılında Silivri Cezaevi önünde, hapiste olan vatanseverler için nöbetteydi, emperyalizme kafa tutuyordu. Yanında bir tane bile genç yönetmen yoktu ama Halit Refiğ oradaydı, savaşçıydı. Savaşarak gittiler.

ŞİMDİNİN MODASI VATANSIZLIK

Emperyalizm artık içi kemik dolu bir anıt mezar dikmiyor. Yok etmek istediği değerleri küçümsemenin yanısıra en güzel sövene de para, ödül ve imkân veriyor. Kültür emperyalizmi deniyor, ikna etmek istediği gerçeğin reklamını imgelere, değerlere ve tarihe saldırtarak yapıyor.

“VATAN MI? NE KLİŞE”

“Namus mu? 1915’te Ermenilere tecavüz ettiniz”

“EMEK Mİ? KÜRTLER EZİLİYOR”

Yakın zamanda Türk sinemasında tarihsel ve toplumsal bilgisizliği ortaya çıkaran tartışmalardan prensip gereği uzak duran bir zümre yetişti. Bu ayrıcalıklı çevreye çektiği filmlerle toplumun barış içerisinde, birlikte yaşama iradesini baltalamanın ötesine geçmemek, sanat belletildi. Türk sineması kimlik siyaseti, mafya ve güldürücü senaryolar arasında sıkışıp kaldı. Ne kadar çok Cannes o kadar çok şan, ne kadar çok kan o kadar çok para. Filmlerde çözüm sunmak gerekliliğini artık konuşamıyoruz bile. Bunu ima etmek bile sakıncalı. İlk bakışta iki seçeneği var Türk yönetmenin örgütsüz olmak ya da Batı’nın onayladığı siyasi görüşü benimsemek. Eğer Twitter hesabınızdan siyaseti yermiyor ya da tüm gerçeklerin “inadına barış” istemiyorsanız kara ördeksiniz. Yönetmen olana kadar ise onu yapmaya bile hakkınız yok. İsterseniz yapın, köyün delisine bir daha kimse ne para ne iş verir. Bir fısıltı yeter. Kafasına silah dayanmış bir millete sırtınızı dönmüyorsanız yeterince sofistike değilsiniz. Köşebaşlarında bekleyen köpekbalıkları sizi izliyor, gözlüyor ve bir sıyrık bekliyor. Kanamayacaksınız, kanatacaksınız. Kan ağlayan gider. Yine de içten içe kan ağlayanlar var, birleşelim. Üçüncü ve devrimci seçeneği yürürlüğe sokalım.

MİLLİ İŞLERE BARKOD YOK

Bundan üç yıl önce FETÖ’yü anlatan belgeselimize barkod almak için yasal sürenin dört katı bekledik. Yine de barkod alamadık. Kültür Bakanlığı her yıl milyonlarca lira yardım ile film çekilmesine destek oluyor. Yazılı bir kural yok ama hepimiz biliyoruz, senaryoya dinsel ve etnik belirteçler koyarsak şansımız artar. Kültür Bakanlığının en son skandalı Ayla adlı filmi Türkiye’nin Oscar adayı yapmak oldu. Filmin özeti “Türk askeri komünizme düşmandır. ABD ve İngiltere Türk milletinin dostudur. Çocuk katili Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC) ve Çin sadece bizim değil, insanlığın da düşmanıdır.”

Bu film Türk sinemasının Ayastefanos’udur.

Aile resimliğimizde siyah beyaz bir fotoğraf durur. Albay Nizamoğlu, arkasındaki notta der ki; Hepinizi çok özledim. Burada mektuplarınız gerek. Bu fotoğraf içimizi burkar çünkü büyük dedem Kore’den sonra değişir. Tanık olduğu vahşeti konuşmaz, üzüntüsünden kanser olur. KDHC ile hiçbir çelişkimiz olmadığı halde, bugün başımıza gelen tüm felaketlerin sebebi NATO’ya girmek için savaşmak zorunda bırakıldık. Amerikan askerleri Mehmetçiği ateşe süren bir taktik izleyerek kendini kolladı. Türk askeri büyük acı ve travmalarla memlekete döndü.

Tarihsel ve toplumsal gerçeklerle çelişen bu filmi çeken yönetmenin, bugün hala şakağındaki Amerikan namlusuna kafa tutan, cesur ve azimkâr bir millete öncü olması mümkün müdür?

Türk milleti Amerikan emperyalizmi ile barışır zanneden bu ayrıcalıklı zümreyi kimse hatırlamayacak.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığındaki ilgili beyler ve hanımlar, ne yapıyorsunuz?

Bugün Türk sineması ihtiyacımız olan Vatan, Emek ve Namus kavramlarını topluma rağmen işlemekte samimi değilse, ne yapmalı?

Yeniden ve birlikte Ayastefanos’u yıkmalı!

Aydınlık

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Hain darbe girişiminin 1. yılında ünlü isimlerin paylaşımları Atarından giderinden hiç vazgeçmeyen en samimi 8 ünlü Aşık olduğunu itiraf etti Tatlıses: ’Megri megri’yi de dilo diloyu da söylerim, bana fark etmiyor