Ana Sayfa
14 Aralık 2017 ( 60 izlenme )
Reklamlar

‘Erdoğan Avrasyacı güçlerle işbirliği içinde’

ABD merkezli düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center’da konuşan Svante Cornell: ‘Erdoğan milliyetçi, Avrasyacı olarak adlandırılan güçlerle, işbirliği içinde’


ÇAĞRI DAİ

ABD merkezli ünlü düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center’da konuşan Orta Asya-Kafkasya ve İpek Yolu Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Svante Cornell, “Erdoğan bugün milliyetçi güçlerle, ‘Avrasyacı’ olarak adlandırılan güçlerle, devlet ve ordu kademelerindeki derin milliyetçi, etnik milliyetçilerle işbirliği içinde. Ve bu kuvvetler ABD’ye karşı çok kuşkucu ve düşmanca tavır içindeler. Gülen’e karşı bu ortak tavırları onları Erdoğan ile birleştiriyor. Yine Sarraf davası da bu ulusalcı güçlerin tezlerini güçlendiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin ünlü düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center (Bipartizan Siyaset Merkezi)’da, Rıza Sarraf itirafçı olmadan hemen önce, “Erdoğan Türkiyesinde Güç ve Yolsuzluk” başlığıyla Washington’da bir panel düzenledi. Panele Orta Asya-Kafkasya ve İpek Yolu Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Svante Cornell, FETÖ ile bağlantısı olduğu iddia edilen ve sık sık Türkiye aleyhinde yaptığı çıkışlarla bilinen, gazeteci İlhan Tanır ve Bipartisan Policy Center’ın Ulusal Güvenlik Projesi’nde uzman araştırmacı-gazeteci Nicholas Danforth katıldı. Panelist Svante Cornell’in Türkiye-ABD ilişkilerine dair değerlendirmeleri ise oldukça çarpıcıydı.

Cornell, Erdoğan’ın Doğu Perinçek gibi Avrasyacı ve milliyetçilere yaslanmak zorunda kaldığını belirterek şuları söyledi:

‘GÜÇ SAVAŞI VARDI’

“Gülen Hareketi’yle Erdoğan arasındaki çatışmayı ve Gülen Hareketi’ni tam olarak anlamadan bu davayı anlayabileceğimizi düşünmüyorum. Türkiye tarafından baktığınızda Sarraf davasının sadece hukuki bir prosedür olduğunu söylemek zor. Bunun darbe girişiminin bir devamı olduğu düşünülüyor.

Gülen meselesine karşı bir takıntı var ve bu takıntı anlaşılabilir bir takıntı. Erdoğan, Gülen Hareketi’ni etkinleştiren isimdi. Bunu devlet içerisinde bürokrasiye yayarak gerçekleştirdi. Bu iki grup arasındaki birliktelikte bir güç savaşı vardı. Bu çatışma neredeyse Türkiye devletini parçaladı. Bu Erdoğan için oldukça zarar verici.

GÜLEN’İ TEMİZLEMEDEN İSTİKRARI SAĞLAYAMAZ

Geçenlerde Türkiye’de fazlasıyla laik bir dostumla görüştüm. Ve dedi ki: ‘Bizim Erdoğan’a ihtiyacımız var. Çünkü tüm devlet sisteminden Gülen Hareketi’ni atacak tek kişi Erdoğan.’ Fetullahçıları tamamen temizleyebildiğini hâlâ söylemek mümkün değil. Birçok devlet kurumunu temizledi. Ama özellikle kendi partisinden (AKP) Fetullahçıları tamamıyla temizlemiş değil.

Gülen sorununu çözmek, devleti Gülen’den temizlemek Erdoğan için çok önemli; çünkü rejimin istikrarını ancak bu sorunu çözerse sağlayabilir. Ayrıca şu anda içeride kurduğu yeni ittifakları sürdürebilmesi için de bu konuda ısrarcı olması gerekir.

ABD'YE KARŞI KUVVETLER

Erdoğan, önceleri liberaller, Kürtler ve konservatifler ile ittifak yaparken özellikle darbe girişiminden sonra bugün, milliyetçi güçlerle, ‘Avrasyacı’ olarak adlandırılan güçlerle, devlet ve ordu kademelerindeki derin milliyetçi, etnik milliyetçilerle işbirliği içinde. Ve bu kuvvetler ABD’ye karşı çok kuşkucu ve düşmanca tavır içindeler. Gülen’e karşı bu ortak tavırları onları Erdoğan ile birleştiriyor. Yine Sarraf davası da bu ulusalcı güçlerin tezlerini güçlendiriyor.

Erdoğan endişe etmekte haksız değil. Hatta endişe etmeli. Erdoğan göründüğünden aslında çok daha zayıf. Hiçbir zaman devleti yönetecek güvenebileceği yeterli ekibe sahip olmadı. Önce Gülen’in ekibini kullandı, her yere yerleştirdi. Sonuç ortada. Şimdi de ulusalcılara dayanmaya çalışıyor. Doğu Perinçek gibi milliyetçilerin birçok devlet kurumunu yönetmesine bel bağlıyor.

Türk kamuoyunun gözünde darbe girişimi bizim düşündüğümüzden çok daha taze, canlı hâlâ. Kamuoyunun gündemi hâlâ darbe girişimi ve Gülenciler. Eğer bunu anlamazsak, Türkiye ile ilişkilerimizde sorunlar yaşarız. Bunu anlamamız lazım.

Türk kamuoyu her şekilde bu davayı ABD’nin Türkiye’yi siyasi anlamda sıkıştırma girişimi olarak görecektir. Elbette davayı durduralım, adaletin önünü keselim demiyorum. Fakat bundan sonra Erdoğan ABD’ye karşı ciddi önlemler almak durumunda kalacak. Davanın sonuçları doğrultusunda ikili ilişkiler nasıl yoluna girecek? Sadece iki ülke arasındaki ilişkiler değil, Türk kamuoyunun ABD’ye bu olaylar sonucu gelişen negatif bakışını nasıl olumluya çevireceğiz? Bu konuda yapacak çok ödevimiz var.

MİLLİ HAREKETLENME VAR

Son 3 yılda Türkiye’de ciddi bir milli hareketlenme var. Erdoğan, Mustafa Kemal yerine ‘Atatürk’ sözcüğünü kullanmaya başladı. Bu da aslında yeni işbirliği yaptığı, milli cepheye bir atıf. İslamcıları yönetimden temizleyip yeni millici kostümünü giyerken, geçmişte hitap etmediği bir kitleye hitap eder hale geliyor. Ama burada bir gerçeklik var. Erdoğan, iç politikadaki güçsüz konumunu güçlendirmek için bu şekilde bir yöntem arıyor ve bu çabanın gerçek bir temeli var.

ABD’nin YPG’yi desteklemekteki amacını anlayabiliyorum elbette. Ancak diğer taraftan, Türk Hükümeti, bunlar Kürtçü bir örgüt derken, ABD’nin; ‘Biz bunları sadece Suriye savaşı içindeki rolleri ile destekliyoruz, gerisi bizi ilgilendirmez’ dediğinde, bu olmuyor. Kürt milliyetçiliği meselesi bu coğrafyanın tümü için önemli. Biz (ABD) Kürtleri mi Türkiye’yi mi seçeceğimize bir türlü karar veremedik. Her ikisini de elde tutmaya çalışıyoruz. Ben Türkiye ile ilgili ilişkilerimizde bir strateji, tutarlılık olduğunu düşünmüyorum ve bu tutarsızlıkla, ilişkilerin düzelebileceğini düşünmüyorum.

Milliciler, Erdoğan’ın çevresindeki milliciler, Suriye’deki Kürt Koridoru konusuyla ilgili panik halindeler. Eğer Rusya bu koridora Türkiye’nin müdahalesine izin veriyorsa ve ABD izin vermiyorsa, bu noktada Türkler Rusya ile işbirliği yapmada milli bir menfaat görürler ve görüyorlar.

Türkiye hâlâ ABD temelli komplo teorileri üzerinde duruyor, Rusya temelli değil. Dünyaya anti-Amerikancı bir noktadan bakıyorlar. Anti-Rusyacı bir noktadan bakmıyorlar. Putin iyi bir poker oyuncusu, bölgeyi bütün olarak görüyor ve iyi oynuyor. Bu sebeple Türkleri nereye ihtiyaç duyarsa yönlendirebiliyor.

Diğer taraftan ABD’nin bölge stratejisi yok. Bir dizi birbirinden kopuk hamleler var. Türkiye ile Erdoğan’dan sonra da sürecek uzun vadeli bir strateji geliştirmeliyiz. Erdoğan’dan sonra da işimiz kolay olmayacak. Bu noktada yine YPG konusu en önemli konu. Bedellerini ve faydalarını iyi tartıp, karar vermeliyiz. Suriye Kürtleri ile ilişkin olarak, Kürt meselesini aynı ilk Körfez Savaşı’nda ele aldığımız gibi ele alırsak, eğer bu yolu seçersek, Türkiye’yi ve tüm bölgeyi etkileyecek sonuçları olur. Bunun farkında olarak karar vermeliyiz.”

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

48 saat doldu! Nişanyan resmen firari Afrin harekatı neden gerekliydi Konsensus'tan flaş anket açıklaması! AK Parti zorda MHP yükseliyor FLAŞ!.. BU VİDEO TÜRKİYE REKORUNA GİDİYOR...