Yazarlar
30 Aralık 2017 ( 102 izlenme )
Reklamlar

Erdoğan'ın önü arkası, sağı solu sobe!

Marks, Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i isimli eserinde "Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder." diyor.

Marks'ın bu çıkarımını düşününce, Erdoğan'a baktıkça kahkaha atmamız gerekiyor. Çünkü Erdoğan hatalarından vazgeçmiyor, onlarca musibet yaşamasına rağmen hala büyük hatalar yapmakta ısrar ediyor.

Etrafında yaşanan gelişmeleri anlayamıyor. Dünya nasıl dönüyor, bilmiyor.

***

Erdoğan; Esad'ın henüz 11(on bir) gün önce "PYD'ye karşı birlikte savaşalım" çağrısı yaptığı;

ABD-İsrail çetesinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda tarumar olduğu;

Rusya ve İran'ın Türkiye ile çok kapsamlı ve stratejik işbirliklerine girdikleri;

Bölge devletlerinin ABD-İsrail saldırganlığına karşı bir araya gelmesi sonucu PKK/PYD ve Barzani'nin beyaz bayrak çekme aşamasında oldukları bir dönemde, Esad'a "terörist" diyerek akıl almaz bir işe daha imza attı.

Akıl almaz çünkü S-400 anlaşmaları yapan, Şanghay İşbirliği Teşkilatı'nda görevler alan ve Astana masasında oturan bir ülkenin cumhurbaşkanının Esad'a "terörist" deme şansı bulunmuyor. Bu anlamda Rusya Dışişleri Bakanı Zaharova, Erdoğan'ın "Esad teröristtir" çıkışını değerlendirmesi de çok anlamlıydı. Zaharova, Erdoğan'a kibarca "Ciddiye almıyoruz" dedi.

Erdoğan'ın devlet yönetme ciddiyetinden uzak, Neo-Abdülhamitçi "denge" politikaları, yani oynaklık ve köylü kurnazlığı üzerine kurulan dış politikası Türkiye'nin komşuları karşısında zor durumda kalmasına yol açıyor.

Erdoğan bu akıl almaz çıkışlarıyla güvenilmez ve yalnız adama dönüşürken, Türkiye'yi de peşinden sürüklüyor.

***

Atlantik çetesi, 1990 sonrası, yani Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte "diktatörlerle ve terörle mücadele" söylemi üzerinden Ortadoğu'yu kana buladı ve hala da terör çeteleri aracılığıyla bölgeyi kana bulamaya devam ediyor.

Atlantikçiler; Saddam'a ve Kaddafi'ye önce "diktatör" dedi ve sonra ülkelerinde karışıklık çıkararak bu iki lideri devirdi.

Atlantikçiler 2010'ların başından beri Esad'a da "diktatör" diyor ve 2011'den beri Suriye'de Atlantik çetesinin kışkırttığı bir iç savaş var. Atlantikçiler 6(altı) yıl boyunca Esad'ı devirmeye çalıştı ama artık Esad'ın devrilmeyeceğini onlar da anladı. 

Ama Erdoğan anlamadı. 

Erdoğan 15 yılı aşkındır Türkiye'nin başında bulunuyor. Atlantik çetesi, başta pohpohlayarak getirdiği Erdoğan'ı, son 3 yıldır "diktatör" ilan ediyor.

ABD'nin başını çektiği Batı'nın Erdoğan karşıtlığı son 3(üç) yıldır(PKK ve FETÖ ile mücadele, İran-Rusya-Çin ile ilişkiler) her geçen gün arttı ve hala da artmaya devam ediyor. Erdoğan'a ilişkin ölüm ve tutuklama tehditleri; darbe kışkırtmaları Batılı ajansların ve politikacıların dillerine pelesenk oldu.

Son olarak NATO, Norveç'te gerçekleşen Trident Javelin tatbikatı esnasındaki bir simülasyonda Mustafa Kemal Atatürk'ü ve Erdoğan'ı hedef alarak, düşmanlığın hangi düzeyde olduğunu gözler önüne serdi.

Özetle, Atlantik çetesine göre Erdoğan'la Esad arasında aslında hiçbir fark bulunmuyor.

Yani ABD'nin başını çektiği Atlantikçi çete, Atlantik hegemonyasına taş koyan herkese aynı muameleyi yapıyor.

İşte Erdoğan çırılçıplak olan bu gerçeği göremiyor, anlamıyor.

***

Erdoğan'a soralım, belki biraz düşünmesine neden oluruz.

Putin Rusyası, Rus uçağı düşürülmesine rağmen Türkiye ile sıkı ilişkilere neden girdi?

Şanghay İşbirliği Teşilatı Enerji Kulübü'nün 2017 dönem başkanlığını neden Türkiye'ye verdi?

Venezüela lideri Maduro bu yıl, iki ay arayla, iki kere Türkiye'ye geldi. Hele ki son ziyareti, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın İstanbul'daki toplantısına katılması çok açık bir politik tutumdu.

Peki Maduro bunu neden yaptı? Erdoğan bunu gerçekten düşündü mü acaba? "Bu adam kıtalar aşarak, ülkesinin doğrudan jeopolitik bir çıkarı olmamasına rağmen neden Türkiye'ye geliyor?" dedi mi?

Ya da Kim Jong Un'un "İsrail diye bir devlet mi var ki, başkenti Kudüs olsun?" çıkışının nedenini aklının ucundan hiç geçirdi mi?

Erdoğan'a bu soruları kendine hiç sordu mu?

Atlantikçilerin gözünde Maduro da, Esad da, Kim de, Hasan Ruhani de; hatta Putin ve Şi Jinping de "diktatör"dür ya da "terörist"tir.

Üstelik bu isimler Erdoğan gibi oynak politikalardan dolayı ve "üzerileri çizildikleri" için Atlantikçilerle karşı karşıya gelmediler. Başından beri Atlantik çetesiyle göğüs göğüse çarpışıyorlar.

***

Erdoğan Atlantik çetesinin saldırdığı cephenin yanında yer almaktan uzak duruyor.

 Hem de 15 Temmuz'u arkasında Atlantikçilerin olduğunu bildiği halde!

Hem de PKK/PYD'yi ABD'nin ağır silahlarla donattığını bildiği halde! Akıl dışı davranışlar sergileyerek "denge" politikası güttüğünü sanıyor.

Son tahlilde; Erdoğan, ABD-İsrail saldırganlığına karşı vatanını savunan Esad'a düşmanlık yapmaya devam ederek; bölgesel ittifakın ortasına bomba bıraktı ve Atlantik çetesine yeni saldırı olanakları sundu.

Erdoğan artık düne göre; hem içeride, hem de dışarıda daha da güvenilmez ve yalnızdır. Evet, Türkiye'nin gerçek müttefikleri Erdoğan'a dün olduğundan daha fazla güvenmiyor. Gerçek budur.

Erdoğan Türkiye'nin hala devam etmekte olan trajedisidir, dünyanın ise an itibariyle komedisidir.

Tayyip Erdoğan yeniden ABD’ye dönebilir mi


Kerem Yıldırım
Aydınlık

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Sarraf davası bitmedi, zincirleme davalar yolda! ABD’ye direnmek mi ona teslim olmak mı? Nihat Genç'ten o CHP'li vekillere çağrı: CHP'li Belediyelerdeki yolsuzluk iddialarına karşı sustunuz, artık susmayın! ABD’den görev kapmak için bağıran parti