Ana Sayfa
11 Şubat 2018 ( 45 izlenme )
Reklamlar

Kabile düzenine dönüş

Her şey er veya geç aslına rücu ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti emperyalizmin ağır saldırı ve kuşatması altında varoluş mücadelesi veriyor. Mehmetçik sınır ötesinde ülkesinin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini sağlamak için çarpışıyor, şehit oluyor. Diğer yanda Ege ve Akdeniz'de sular ısınıyor. İçte birlik ve beraberliğe, milli bütünlüğe en fazla ihtiyaç duyulan bir zamandayız. Ama birlik ve beraberlik yahut "yerli" ve "milli” olmak lafla olmuyor. Bu konuda herkese sorumluluk düşmekle birlikte, en fazla sorumluluk tabiidir ki şu anda ülkeyi yöneten siyasi iktidarda. Ama ne yazık ki siyasi iktidar da fırsattan istifade 2019'a yatırım yapıyor, ertelediği hesapları, kinleri devreye sokuyor. Bu kapsamda bir yandan milli bir mesele olan ve siyasete alet edilmemesi gereken Afrin'den siyasi rant devşirmeye çalışıyor, diğer yandan ülkenin kurumlarıyla, kurallarıyla, kimyasıyla oynamaya, ortamı germeye devam ediyor.

Önce TC tabelalarının indirilmesinin bir devamı olarak "Türk" ve "Türkiye" ifadelerini silmeye girişiyor. Böylece "Türk" ifadesinden rahatsızlık duyan, "Türkiyeli" gibi dil bakımından da garip ifadelerle asıl maksatlarını gizlemeye çalışan, üniter yapıyla sorunlu bilimum Cumhuriyet düşmanları bayram ediyor, mutlu oluyor. Örneğin bu konuda karın ağrısı ola bir zat hemen memnuniyetini belirtiyor. Zaten işin "sırrı" da burada! Türk Tabipler Birliği'nin mevcut yönetiminin sahip olduğu zihniyet bir anda bir hedefine daha ulaşıyor. TTB'nin yayımladığı bildirinin gerek içerik gerek zamanlama bakımından savunulur bir yanı da yok, samimiyeti de. İktidarlara muhalefet edilir, ama ülkeye ve ulusal çıkarlara muhalefet edilemez. Bununla birlikte mevcut zihniyetle tüm hekimleri, kişilerle kurumları karıştırmak niye? Kişilerin yanlışlarının faturasını kurumlara, o kurumun diğer mensuplarına çıkarmak niye? Bu pireye kızıp yorgan yakmak değil de nedir, ya da sel önünden kütük kapmak? Bu fırsatçılığın arkasında hangi zihinsel dürtüler, hangi alerjiler var? Hükümet sözcüsü diyor ki; Türk, Türk milleti, Türkiye ifadeleri her Türk vatandaşı için onuru, şerefi ifade eder. Sivil toplum örgütleri içinde aynı şeyi ifade eder. Ve isminin başında bu isimlerden bir tanesini ve içinde bulunduran herkes bu ismi şerefine layık, onuruna layık bir şekilde davranmalıdır. Doğru. Peki aynı yükümlülük öncelikle ülkeyi yönetenler için geçerli değil mi? Sayın hükümet sözcüsü geçmişteki beyanlarını hatırlıyor mu? Peki Türk kavramına kimler layık? Açılım adı altında terör örgütü ile görüşenler mi? Çadır mahkemeleri kurup, teröristleri düğün bayram karşılayanlar mı? Türkiye Cumhuriyetine ağır hakaret ve iftiralarda bulunan türkücülerle el ele “megri megri” söyleyenler mi? "Milletimiz", "Tek millet" diye lafı eveleyip geveleyip Türk ve Türk milleti diyemeyenler mi ? Türklüğü bölücülük sayıp etnisite seviyesine indirenler mi? Yoksa milliyetçiliği ayaklar altına alanlar mı ? Ya da Arap vahabi/selefi kültürü ve adetleri ile Türklüğü zehirleyenler mi? Pensilvanya'daki çete başına övgüler düzenler mi? Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığına soyunanlar mı? Tüm bu eylem ve söylemler "Türk, Türk milleti, Türkiye" ifadelerinin anlamına, şerefine, onuruna uygun mu?

ERTELENMİŞ HESAPLAR, GECİKMİŞ PLANLAMALAR

Havayollarımızın başında neden "Türk" ifadesi varsa, Futbol Federasyonunun başında neden "Türkiye" varsa Tabipler Birliği’nin de önünde o sebeple "Türk" ifadesi vardır, Barolar Birliği’nin de önünde aynı sebeple "Türkiye" ifadesi vardır ve olmalıdır. Çünkü burası Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu devletin uyrukluğu da her türlü alt kimliği kapsayacak bir üst kimlik olarak "Türk"tür. Bu kavramları kaldırmanın nedenini Türk milletine anlatamazsınız, anlatamıyorsunuz. Olur da bunları çıkarırsanız, tıpkı TC tabelalarının tekrar yerine konması gibi bunlar tekrar yerine konulur.

Diğer yandan Türkiye Barolar Birliği ile mevcut Türk Tabipler Birliği yönetiminin zihniyetini yan yana koymak büyük bir haksızlık ve çarpıtmadır. Türkiye Barolar Birliği her zaman hukuku ve hukukun üstünlüğünü savunmuş, bunu yaparken de daima milli bir duruş sergilemiş, Devletin (hükümetlerin değil) ve ulusal çıkarların yanında olmuş köklü bir kurumdur. Mevcut TBB yönetimi de bu anlayış ve çizgidedir ve bunu pratikte de defalarca göstermiştir. Öyle anlaşılıyor ki bir yandan şahsi husumetler diğer yandan siyasi hesapların etkisiyle ertelenmiş hesaplar, gecikmiş planlamalar fırsattan istifade hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Bu husumet ve siyasi hesapların etkisiyle AKP genel başkanı, üstelik partisinin grup toplantısında Türkiye Barolar Birliği'nden "Türkiye" ifadesinin kaldırılacağını, bunun yanı sıra avukatların meslek örgütlerine kaydolma zorunluluğunun kaldırılacağını, isteyenlerin dernek benzeri kendi meslek örgütlerini serbestçe oluşturabileceklerini açıklıyor, daha doğrusu buyuruyor! Sanki Türkiye Cumhuriyeti bir emirlik olmuş. Emir "ol" diyor, ilgili kurumlar derhal harekete geçiyor. Maalesef devlet aklı, gelenekleri ve kültürünün ortadan kalkması ve yerine kişi aklının geçmesinin acı ve tehlikeli sonuçlarını günbegün yaşıyoruz. 

TÜRKİYE HIZLA BİR "EMİRLİK" HALİNE GELİYOR

Bu arada Anayasaya göre "bağımsız" ve "tarafsız" olması gereken bir mahkeme (Kars 2.Ağır Ceza Mahkemesi), Türk milleti adına karar verdiğini ve mahkeme olduğunu unutup kendisini siyaset meydanında zannederek kararında "derin" tarih yapıcılığına soyunuyor; tarihi tebdil, tağyir, tahrif ve ilga ederek şu andaki konumlarını borçlu oldukları Cumhuriyet rejimine ve Cumhuriyetin kurucularına saldırıyor. Adalet bakanlığı ve HSK ise seyrediyor. İşte geldiğimiz nokta. Hukukta da bir fetret devri. Bu da ayrı bir yazının konusu.

İl barolarının ve avukatların bu şekildeki merkezi bir baroya kayıt zorunluluğunun kaldırılması ile isteyenlerin dernek benzeri örgütler oluşturabilmesi girişiminin nelere yol açabileceği günlerdir çok değerli hukukçular ve düşünürlerce anlatılıyor. Bunları tekrarlamak gereksiz. Ancak şunların altını yeniden çizmekte yarar var: Bu da Türkiye'nin ve toplumun dilimlere bölünüp ayrıştırılmasının, kurumsal yapının parçalanmasının yeni bir adımı. Olacakları tahmin etmek zor değil. "Baro" adı altında etnik, mezhepsel, tarikat ve cemaat, hatta örgüt temelli çeşitli barocuklar türeyecek. Bu yapılar artık birer meslek kuruluşu olmaktan çıkacak. Bunlar birer hukuk kurumu olmaktan çok, belirtilen temeller üzerinde birer kabile, klan, aşiret görünümlü olacak. Avukatlık mesleğinin belirli bir düzen, disiplin ve denetim içinde yerine getirilmesi mümkün olmayacağı gibi bu "kabile" ve "klanlar", kendi aralarında da kavga edecek, ayrışacak. Elbette avukatlar da. her "kabile" ve "Klanın" ayrı bir "reisi", düzeni, kuralları, anlayışı olacak. Haksız rekabet ortaya çıkacak. Merkezi bir güç ve düzen, denetim olmayacağından artık meslek kuralları, ilkeleri ve etiğinden, savunmanın bağımsızlığından söz etmek mümkün olmayacak. Aynı şekilde hukuk devleti ve hukuk güvenliğinden de. Avukatlık mesleğinin bir anlamı kalmayacağı gibi yurttaşın hakkını, hukukunu, hukukun üstünlüğünü, çevreyi koruyacak, kadına şiddetle, çocuk istismarı ve benzeri toplumsal sorunlarla mücadele edecek bir güç de kalmayacak. Öyle ya hangi "barocuk" bu tür sorunlara karşı nasıl tavır alacak? Zorunlu müdafilikte, adli yardımda hangi "barocuk" devreye girecek, bunlar nasıl düzenlenecek? Yargı içinde zaten bir fetret devri ve yeniçeri isyanları yaşanırken bu kez de savunma darmadağın olacak. Bunun sonu cemaatleşme, tarikatlaşma, kabile ve klan düzenidir. Yani hukuk devletinin, hak arama özgürlüğünün ve savunmanın sonudur. Şu halde aslında bu saldırı barolar ve Türkiye Barolar Birliği'nden öte halka, onun hak arama özgürlüğünedir. Bu nedenle halk barolara ve Türkiye Barolar Birliği'ne sahip çıkmalı, yanında olmalıdır. İktidar da (iktidar derken herkesin malumu olduğu üzere hükümeti, bakanları, demokratik bir mekanizmayı kastetmiyoruz) yanlışta ısrar etmemeli, bu şekilde gereksiz ve anlamsız gerginliklere ve yeni ayrışmalara yol açmamalıdır. Bir yandan haklı olarak milli birlik ve beraberlik derken diğer yandan bu tür anlamsız ve gereksiz gerginlikleri beslemenin hiç bir yararı da yok izahı da... 

Türkiye hızla bir "emirlik" haline geliyor. Devlet ortadan kalkıyor; her alanda kabile, klan, aşiret, tarikat ve cemaat dönemine geri dönülüyor, bunun alt yapısı oluşturuluyor.

Türkiye'ye bu kötülüğü neden yapıyorsunuz? İktidar bu kadar mı önemli ve değerli? Sahi paralel yapıyla birlikte varılmak istenen "menzil" neresiydi? 2023 hedefi ne?

Her şey aslına rücu ediyor.

Av. Prof. Dr. Ümit Kocasakal 

Odatv.com

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Münevver Karabulut davasında FETÖ şüphesi Hababam Sınıfı Uyanıyor - Gençliğe Hitabe CHP'li vekil HDP'li Demirtaş'ı övdü, Firari Fetöcü beğendi... Menzil tarikatı Sağlık Bakanlığı’ndan temizleniyor, işte o önemli adım!