Ana Sayfa
06 Ağustos 2017 ( 33 izlenme )
Reklamlar

O komutan Akit'in FETÖ'cülere desteğini böyle deşifre etti

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz'un, Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan kitabı “Vesayet Savaşları / İleri Demokrasi Hayalinden Darbe Gerçeğine” tartışma yaratmaya devam ediyor.

Akit yazarı Ali Karahasanoğlu bugün köşesinde yeni kitabı vesilesiyle Ahmet Yavuz'u hedef aldı. Karahasanoğlu'nun, "Konuşmayın Balyozcular.. Konuşmayın da sizi adam sansınlar!" başlıklı yazısında Ahmet Yavuz için FETÖ'nün kumpas davasını veri alarak "Balyozcu" ithamını kullanması ise dikkat çekti.

FETÖ KUMPAS DAVALARINDA AKİT GAZETESİ'NİN ROLÜ

FETÖ kumpas davalarına o zamanki adıyla Vakit Gazetesi'nin verdiği desteğe kitabında genişçe yer vermesi nedeniyle saldırılara hedef olduğu anlaşılan Ahmet Yavuz'un (V)akit hakkında yazdıklarına ise Karahasanoğlu'nun değinmemesi dikkat çekti...

Ahmet Yavuz kitabında FETÖ kumpas davaları esnasında Akit Gazetesi'nin kendisine, ailesine ve TSK'ya yönelik saldırılarını şu şekilde anlattı:

"Yalan haberi alışkanlık haline getirenler de vardı. Bunlardan biri de Vakit gazetesiydi. Hani şu kendini Müslüman olarak niteleyen ve Cumhuriyet’e, Atatürk’e saldırmayı marifet zanneden...

Yıl 2009 olmalı... Vakit, TSK’daki torpiller üzerine bir habere imza attı. Küçük gerçekler, büyük yalanlarla bezenerek sunulmuştu. Namusundan emin olduklarımız yok yere sudan bahanelerle karalanmak isteniyordu. Tabii ben de...

Küçük oğlumuz Mert de yer alıyordu haberin içinde. “Askerlik yapamaz raporu”nu haksız yere aldığı yazılıydı. 

Başka iddialar da vardı. Mesela bunlardan birinde, büyük oğlumuz Selim’in İstanbul ve Tekirdağ’da askerlik yaptığı ileri sürülüyordu. Oysa Çerkezköy ve Saray’da yapmıştı.

Amcamın oğlunun 1980’li yıllarda Muhafız Alayı’nda benim torpilimle askerlik yaptığını iddia ediyordu. O dönemde üsteğmen rütbesindeydim.

Yine iddiaya göre, yeğenim Buğra Selim Ölçen benim torpilimle çürük raporu almış ve askerlik yapmamıştı. Oysa onun durumu hep içimizi acıtıyordu. 1977 yılında bizim düğünümüz sırasında henüz beş yaşındayken babasının kullandığı araç kaza yapmış, başı ağır bir travmaya maruz kalmış ve hayatı kararmıştı. Okuluna devam edememiş annesinin himayesinde hayatını sürdürmüştü. Üstelik kendisine rapor verildiğinde yarbay rütbesinde ve yurtdışındaydım. Yurtiçinde olmam da bir şeyi değiştirecek değildi ya...

Abisi askerliğini 1985-1986’da gönüllü olarak Hakkâri’de yapmıştı. Ondan bahseden yoktu."

Oğlu Mert'in iki gözünde toplam 22,5 derece miyop, ayrıca astigmat olduğunu ve doğal olarak “çürük” raporu verildiğini anlatan Yavuz, ilerleyen yıllarda gözlerinden lazerle ameliyat olarak 22,5’lik göz kusurunun 1-2 dereceye düştüğünü, deyimi yerindeyse askerlik yapabilmesi için "torpil" aradıklarını anlatıyor ve Vakit Gazetesi'nin bu iftira nedeniyle tazminata mahkum olduğunu belirtiyor.

"EMPERYALİST KURGUNUN ÜRÜNÜ"

TSK'ya yönelik itibarsızlaştırma saldırılarında Taraf ve Akit gazetelerinin aynı tavrı sergilediğini belirten Ahmet Yavuz Akit'in Ali Tatar'a yönelik saldırılanı ise şöyle anlatıyor:

"TSK’nın itibarsızlaştırılması, aslında bölgeyi farklı tasarımlamak isteyen emperyalist bir kurgunun ürünüydü. Ama sorsan Vakit kendisini antiemperyalist olarak nitelerdi. Kurtuluş Savaşı’nda hangi rolü oynadılarsa bugün de aynısını oynuyorlardı. Hepsi bu...

Bir nokta öne çıkıyor: Orduyu itibarsızlaştırmanın medya bacağında Taraf ile Akit (Vakit) gazeteleri aynı tavrı sergilediler. Bu tavrın üzerinde durulmalıdır. Çünkü ikisinin de ipi aynı eldeydi.

Burada ana hatlarını kişisel birkaç olay üzerinden açıklamaya çalıştığım itibarsızlaştırma çabalarından birçok arkadaşım benden çok daha ağır, kaldıramayacakları hakaretlere maruz kaldılar. 

Bunlardan biri, ailesini sonradan tanıdığım ve her birine ayrı saygı duyduğum Ali Tatar’dı. İlk başta kimse doğru bir yere oturtamadı onun intiharını. Sanıldı ki hapse girmekten korkmuştu.

Oysa Ali Tatar, kendini feda ederek bir şeyler anlatmaya çalışmıştı herkese. Tıpkı şairin, “Ben yanmasam, sen yanmasan / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerindeki rolü vererek kendisine...

Peki, bu onurlu subayın, bu olağanüstü özverisini yansıtan tepkisi nasıl okunması gerekirdi ve nasıl okundu? 

Vicdanı sızlayanlar yok değildi. Bunların sayısı giderek arttı da... Ama büyük çoğunluk sonradan fark etti hatayı ve hakikati. Ya, bu büyük algı operasyonunun medya uzantıları?

Yani haysiyet cellatları!

Onlar bu devleti, ne pahasına olursa olsun, kendi devletlerine dönüştürmek istiyorlardı. İçlerindeki iktidar hırsını ve pisliği, dışa vurmaktan kaçınmadılar. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyorlardı.

Bunların belki de en aşağılık olanına göre Ali Tatar “kurşuna kafa atmıştı.”

Bu adamın adını buraya yazmadım. Şeref, haysiyet ve namus yoksunu birinin adının bu sayfaları kirletmesine izin vermedim."

Sinan Acıoğlu
Odatv.com


Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

"Okumuş çocuklar" Türkiye'yi terkediyor Sınıfta bozkurt işareti yapan öğretmen hakkında Valilik’ten açıklama Köpek sanarak baktığı hayvan Burdurlu ninenin keçisiyle kurduğu muhteşem iletişim