Yazarlar
14 Kasım 2017 ( 859 izlenme )
Reklamlar

Şahin Efe Yılmaz-Demirci Mehmet Efe Efsanesi

Horzum Yörüklerinden Türkmen Demirci Mehmet Efe hakkında

internet sitelerinde ve çeşitli sitelerde yer alan köşe yazılarında,

gerçekle ilgisi olmayan, kulaktan dolma, nereden

ve hangi kaynaktan çıktığı belli olmayan birtakım bilgiler yazılmıştır.

Ve birilerinin özellikle kötü tanıtmaya çalıştığı Milli kahraman Demirci Mehmet Efe,

D7

 

 

 

 

 

 

 

 

bu yazıların kopyala, yapıştır yapılarak sosyal medyada dolaştırılmasıyla da,

hak ettiği saygıyı görmez hale getirilmiştir

ve gençlere de Demirci Mehmet Efe yanlış tanıtılıp, öğretilmiştir.

Bugün herhangi bir efenin ismini duyduğunda Allah razı olsun diyerek hayır dua okuyan insanlar,

Demirci Mehmet Efe’nin ismini duyduklarında yüzlerini ekşitirler.

Bunun sebebi Efe’yi tanımamaları ve kendilerine yanlış tanıtılmasıdır.

Okuyup, araştırma zahmetine girmeyenler elbetteki hakikatleri de öğrenemez,

sadece kendilerine doğru diye anlatılanları bilirler…

Hal böyle olunca da asıl kahramanlarına sahip çıkmaz olurlar.

Ve sahip çıkılmayan milli kahramanın resimlerine Karadeniz yöresinde,

bu kişi İpsiz Recep Emice diye sahip çıkmaya kalkarlar.!

Bu hallere gülelim mi, ağlayalım mı bilemiyorum…

Halbuki Albay Demirci Mehmet Efe,

Aydın, Menteşe ve Havalisi Kuvayı Milliye Umum Kumandanıdır.

Yani bölgedeki tüm zeybeklerin, seymenlerin, yarenlerin, kızanların,

milis kuvvetlerin komutanıdır!

Daha doğrusu gönüllülerin komutanı, zeybek efelerin de efesidir!

Efe’nin yanlış tanıtılmasının altında yatan ana sebep,

Milli mücadele günlerindeki hizmetleri

ve vatan hainlerine karşı af etmez disiplinli duruşu olsa gerektir…

Buyurun size kaynakları ile birlikte,

bilinmeyen, özellikle yanlış öğretilen,

gerçek Demirci Mehmet Efe Efsanesi:

 

D1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Milli Mücadele döneminde, Hacı Süleyman Efendi’nin yardımları ile düze inerek Kuvayı Milliye’ye katılan Demirci Mehmet Efe ise, hem Nazilli zeybekler tarihi açısından ve hem de genel itibari ile zeybekler tarihi açısından ayrıca işlenmesi gereken bir efedir. Zira zeybekler tarihinde hiç bir zeybek, yurdun işgali söz konusu olduğunda, Aydın, Muğla ve Havalisinde tüm zeybeklerin bir sancak altında toplanması ve bu zeybeklerden meydana getirilen kuvvetlerin başında efelik, komutanlık yapması konusunda tarihi bir rol oynamamıştır. Demirci Mehmet Efe’nin zeybekliği, milli mücadele dönemi öncesi ve sonrası olarak ayrıca işlenmesi gereken bir konudur. Dolayısı ile hem Nazilli efesi olması ve hem de zeybeklik tarihinde çok önemli bir aktör olması sebebi ile, Demirci Mehmet Efe hakkında derinlemesine bir analiz yapmak icap etmektedir. Çünkü yöre halkı halen kendi siğnesinden yetişmiş bu milli kahramanı layıkı ile tanımamakta ve hak ettiği saygıyı aziz hatırasına göstermemektedir.

 

Demirci Mehmet Efe; 1883 tarihinde Nazilli’nin Pirlibey köyünde Demirci Süleyman’ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Babasının ve kendisinin demircilik mesleği ile hayatlarını sürdürdükleri için, “Demirci” lakabını almıştır.

 

D2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Demirci Mehmet Efe’yi doğru tanıyabilmek için, tarafsız bir gözle araştırmak ve okumak gerekir. Demirci Mehmet Efe’nin hayatını, Milli Mücadele öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek icap eder. Demircioğlu’nu dağa çıkartan sebepler, dağ yaşamındaki günleri, efelik süreci, çok iyi incelenmelidir. Bugün bazı yazarlar, araştırmacılar, gazeteciler ve çeşitli mesleklerden insanlar, Demirci Efe için, zalim derler, astığı astık, kestiği kestik derler. Denizli hadisesini ve silah bırakmama meselesini örnek göstererek eleştirip, hizmetlerini görmezden gelirler. Demirci’nin zeybekler ve halk üzerindeki otoritesi olmasaydı ne Kuva-yı Milliye bölgede teşkilatlanabilir, ne mücadele için silah, cephane, erzak toplanabilirdi, ne cepheye asker sevkedilebilirdi ve ne de zeybekler bir sancak altında toplanıp, direniş gösterebilirlerdi. Okuma, yazma oranı düşük, eğitimsiz, yoksul, biçare, Osmanlı döneminin uzun askerlik süreleri, ağır vergiler, salgın hastalıklar, işgaller, depremler, yangınlar, eşkıyalık hareketleri derken halkın devlete güveni kalmamıştır. Böyle bir ortamda direniş için asker toplayabilmek de kolay bir iş değildir. Subaylar, Hacı Süleyman Efendi, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, 57. Fırka Komutanı Albay Mehmet Şefik Aker, Refet Paşa ve diğer subaylar, halka söz geçirebilmek, mücadeleye destek sağlatabilmek, kurulan mücadele heyetlerine bağış toplatabilmek, cepheye gönüllü asker sevk edebilmek, zeybekleri dağdan indirip, mücadeleye katabilmek ve cepheden kaçışları önleyebilmek için Demirci Mehmet Efe’yi kullanmışlar ve aslında ‘kötü adam’ olarak Demirci Efe’yi seçmişlerdir. Çünkü otorite sahibi bir ‘korkutucu’ o dönemin koşullarında şarttır. Demirci Efe yerine başka bir efe komutan olarak seçilmiş olsa idi, o efe’yi bekleyen rol de, ‘kötü adam’ rolü olacaktı. Zira yoksul, cahil ve biçare halktan, demir yumruklu bir direniş kuvveti oluşturmak hakikaten takdir edilecek bir iştir…

D3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Demirci Mehmet Efe’nin dağa çıkış sebebi hakkında bir çok kaynakta hemen hemen benzer anlatımlar vardır:

 

‘Bir müddet babasının mesleğini sürdüren Demirci Mehmet, askerlik görevini İzmir’de bulunan 5. depo Alayında demirci olarak yaparken,hazırladığı pencere kapaklarının ölçülerinde hata olması üzerine başındaki Ermeni yedek subay Mıdırgiç ile yaptığı kavga sonucunda onu yaralamış ve bu olayın ardından firar ederek, köyüne geri dönmüştür. Demirci başlarda, Çakırcalı ve Yanık Efe’nin kızanları arasında bulunduysa da cesareti ve gözüpekliği sayesinde kısa zamanda kendi çetesini kurdu ve çete içinde konumunu yükseltti. Daha sonra da, Aydın, Ödemiş, Denizli dağlarında kendi zeybek çetesi ile nam saldı.’

 D4

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Alaşehir Kongresi-Demirci Mehmet Efe-Refet Paşa-Çerkez Etem-Sarı Edip Bey

Ancak, 1945 yılında Efelerden Haber kitabının yazarı Kemal Özkaynak ile ve 1959 yılında yani vefatından iki yıl önce Hayat Dergisinin yaptığı röportajda Demirci Mehmet Efe, dağa çıkış sebebini ve kendisini zeybekliğe sürükleyen hadiseleri anlatmıştır…

 

‘Sayın Fahrettin Altay hatıratında, ‘Aydın cephesine kumandan olarak dağlardan getirilen eşkıya’ diye ismimi zikrediyor. Hemen şunu söyleyeyim ki, ben asla eşkıyalık yapmadım. O zamanlar hükümetin za’fından istifade ederek şahsi menfaatler peşinde koşan mütegallibelere, haksızlığa karşı isyan ederek zeybek oldum. Şimdi gözümün önüne geliyor. Pirlibey kariyesinde loş bir demirci dükkanı. Ateş yanıyor. Ter içinde çalışan bir demirci. Süleyman Usta. Bu benim babam. Yanında kendisine yardım eden yine alnı ter içinde bir çocuk. Bu da ben! O zaman ki Pirlibey beyi, Köroğlu’nun Bolu Beyi’nden daha zalim bir derebeyi idi. Ateş başında kızgın demir döğdüğüm çocukluk ve delikanlılık günlerimden beri Pirlibey beyinin korkusu ve dehşeti içinde yaşadım. Sonra askerlik günlerinde gördüğüm haksızlıklar, tekrar kırık içle Nazilli’ye dönüş… Ve derebeyinin göz açtırmayan zalimliği! Ona karşı en fazla kafa tutan ben olduğum için nihayet bir gün beni öldürtmeye karar verdiğini öğrendim. Bir gece köy mezarlığı sınırında karşı karşıya idik. Ben tamamen müdafaa vaziyetinde idim. Pirlibey beyi artık fenalıklarına devam edemeyecek bir hale gelmişti. Hemen o gece dağa çıktım. İşte zeybekliğe böylece başlamıştım. Arkadaşlarım bana iltihak etti. Evvela 7, sonra 9, sonra 11 kişi derken toplandık. Ve bizi Davaz civarında 1500 kişi ile sardıkları zaman sadece 17 kişi ile çemberi yardık.

Niçin hep tek? 7 kişi, 9, 11, 17?

-Dağda zeybeklikte çift rakam uğur sayılmaz. Hep tek gezilir. Fazla kalabalık zararlıdır. Kadına ilişmek de en büyük uğursuzluk addedilir. Bunun içindir ki dağ ve zeybek terbiyesi meşhurdur. Bu bakımdan zeybek dağların centilmenidir. Çünkü mesela bir arkadaşınız hayati bir mesele için evinden ayrılmış. Kapıya gelen adamın böyle bir terbiye ve nezaketi olmalı ki evde yalnız bulunan genç kadın hiçbir şey düşünmeden gelen zatı içeri alabilsin. Hatta icab ederse yardım etsin, onu saklasın! Değil mi? (Hayat Dergisi- Sayı 38. 18 Eylül 1959)

 

 

    Ayrıca Demirci Mehmet Efe’nin Milli Mücadele günlerindeki ilk faaliyetleri ve mücadeleye katılışı hakkında da bazı kaynaklarda farklı anlatımlar vardır. Hacı Süleyman Efendi’nin, 57. Fırka Kumandanı Albay Mehmet Şefik Aker, Arap Yüzbaşı ve bazı subayların Demirci Efe’yi dağdan indirip, mücadeleye kazındırmaya çalıştıkları anlatılmıştır. Ancak, ‘Milli Mücadelede Aydın-Nazilli Cephesi-Kahraman Subaylarımız ve Zeybekler-Hatıralarım’ isimli hatıra kitabında, Nazilli Kuva-yı Milliye İlk Sekreteri Cevat Sökmensüer ise, olayın içerisindeki kişlerden birisi olarak şu tarihi bilgileri aktarmaktadır:

D5

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘Birinci Cihan Harbinde dökülen kanlar yetmiyormuş gibi, bazı vilayetlerimizde kuraklık ve bazılarında ise zuhur eden çekirge afeti ile sivil halkın da önlemleri amil olacak bir açlık tehlikesi baş göstermişti. Çekirge Aydın ve civarına da gelmiş bulunuyordu. Bu afet yüzünden o zaman kabul edilen bir kanuna göre cephe gerisinde olan kadın erkek bütün vatandaşlar sıra usulu ile çekirge mücadelesine mecbur edilmişti. 15 Mayıs 1335(1919) Perşembe günü Demirci Mehmet Efe’nin köyü olan Nazilli’nin karşısında bulunan Pirlibey köyü ile bu köye çok yakın olan Uzgur köyleri arasında 300 kadar köylü vatandaş ile mücadele ediyorduk. Asker çağında olmayan gençlere ihtiyar erkeklere mütemadiyen çukur kazdırıyordum. Her yerde fedakarlığa katlanan Türk anaları ve kızları kendilerine düşen vazifeleri yapıyorlardı, kadınlar kazıklar çakıp düz lamiraları bir manla ve siper gibi ovaya uzatıyordu, çekirge ile dolan çukurları örtüyorlardı. Bu suretle tonlarla çekirgeler büyümeden (bal arısı kadar iken) yani uçar hale gelmeden çekirgenin imhasına kadınlarımızın da büyük yardımları oluyordu. On beş mayıs 133 (1919) Perşembe günü saat 12 ye yakındı, hava çok sıcaktı, halkın karşısında çektiği ızdırabı ve akıttıkları teri görünce vicdanım sızladı. Çekirge ile mücadele memuru olduğumdan yetkime güvenerek bu durum karşısında hemen düdük çaldım ve istirahat işaretimi verdim. Angaryacı köylü vatandaşlar oturmuş henüz sigaralarını yakıyorlardı. Bende Pirlibeyle Uzgur köyleri arasında yol üstünde bir ağaç altında henüz oturmuştum. Bir İstanbul gazetesi elime almıştım, okumaya vakit kalmamıştı. Aniden bir kalabalık hayvan ayak gürültüsünü dinlerken rüzgardan kalkan tozlar arasında 25-30 kadar atlı zeybekle karşılaştım. Başlarında Demirci Mehmet Efe vardı. Ayağa kalktım, Demirci Mehmet Efe atından indi ve bunu diğer zeybekler de takip ederek, atlarından indiler. Bana Müslüman usulü ve köy şivesi ile (selamın aleyküm) katip dedi, aleyküm selam ve hoş geldin diyerek elini sıktım. Sökeli Ali Efe’yi tanıyordum. Aşağıda kısa hal tercümesini izah etmeye çalışacağım.

 

   Ağacın altına sermiş olduğum kilim ve minder üzerine hemen efeye yer gösterdim. Türk ananemize göre merhabalaştıktan sonra Demirci Mehmet Efe konuşmaya başladı.

‘Katip elindeki gazetelerde ne havadisler var’ diye sordu.

‘Efe, Sevr anlaşması sebebi ile İtalyanlarla Yunanlılar arasında bir ihtilaf yani anlaşmazlık baş göstermiş. Henüz bu meseleyi okurken, siz geldiniz ve gördüğünüz gibi gazeteyi elimden bıraktım, esasen gazete bir haftalıktır ve bunu da bulabildiğimize şükrediyoruz, köy hali malum efe’ diye cevap verdim.

Mehmet Efe, gayet asabi bir tavırla;

‘Katip katip, dedi. Dünyada olandan bitenden haberin yok. Bu sabah güzel İzmir’imizi Yunan askerinin işgale başladığını ve hemde kışlada bulunan zabitlerimizden bir kısmını öldürdüklerini ve kalanlarını askerle beraber esir ettiklerini’ söyledi.

Benim gözlerim yaşarmıştı. ‘Aman Efe yanlışlık olmasın bunu nereden haber aldın, saat henüz 12 ye dahi gelmedi’

Mehmet Efe; ‘Katip Aydın ve Nazilli’de istihbaratım gayet kuvvetlidir. Aydın’ın ileri gelenleri arasında adamlarım var, ben her şeyden haber alırım. Sizinle ileride daha fazla görüşmek isterim, fakat şimdilik acele görülecek işlerimiz var’ deyip gittiler.

Demirci Mehmet Efe maiyetiyle beraber 18-19 Mayıs 1919 akşamı Aliağa Çiftliğine geldiler ve han kahvesine oturdular. Kahvede Azizabatlı Küçük Yusuf Beyle Karacasulu Yusuf Bey de vardı. Demirci Mehmet Efe maiyetiyle beraber, Sünnetçi Durmuş Ali’nin evinde misafir kalacağını söyleyerek ayrıldılar. Akşam olup yemeklerimizi yedikten sonra ben komşum olan Hacı Hilmizade ve Küçük Yusuf Beyleri ziyaret ettim. Kahveye geldik, Celep Hasan Ali Ağa kahvede oturuyordu, konuşma düşmanın İzmir’i işgal ve Aydın’a doğru gelmekte olmasında idi. Ali Onbaşının kahvesinde otururken Azizabatlı merhum Küçük Yusuf Beye ve Hacı Hilmizade Yusuf Beye ve diğer ağalara şu teklifte bulundum.

‘Nazilli’de bir cephe açılırsa düşman bu tarafa bir adım dahi atamaz zannederim. ‘dedim. Hacı Hilmizade Yusuf Bey şu cevabı verdi;

‘katip siz ne diyorsunuz? Demirci Efe bunu kabul etmez.’

Küçük Yusuf Bey ise,

‘biz yakasına yapışırız ve yalvarırız, belki bir teminat alırız’

demesi üzerine ben, buyurun gidelim dedim, hep beraber Sünnetçi Durmuş Ali’nin (bizim nazarımızda tarihi bir ev saydığımız) evine doğru yollandık. Evin kapısı önünden köy değirmeninin su arığı geçiyordu, üzerindeki köprüden eve geçiliyordu, dört kişinin geldiğini gören nöbetçi zeybek durumumuzdan şüphelenmiş olsa gerek ki;

‘Durunuz, siz kimsiniz’ suali karşısında kalmıştık. Aynı zamanda nöbetçi zeybek silahını üzerimize doğru çevirmişti.

Azizabatlı Yusuf Bey,

‘yabancı yok ben Yusuf Ağa, ben ve arkadaşlarım ile beraber Demirci Mehmet Efe’ye ziyarete geldik, haber veriniz’ dedi.

Nöbetçi zeybek merdiven başındaki nöbetçiye keyfiyeti bildirdi ve Demirci Efe’ye haber verilince bize geliniz işareti verildi. Biz yavaş yavaş yürüdük fakat bir hayli korku ve heyecan geçiriyorduk, köprüyü geçtik ve bahçe kapısından içeri girdik en önce Azizabatlı Küçük Yusuf Bey ikinci olarak Hacı Hilmizade Yusuf Bey ve arkasından Celep Hasan Ali Ağa ve en arkadan ben yavaş yavaş merdivenleri çıkıyorduk. Demirci Mehmet Efe namına baş kızan Sökeli Ali Efe ile beraber ev sahibi Durmuş Ali bizleri merdiven başında karşıladılar.

Demirci Mehmet Efe bize iltifatta bulundu. Bir iki dakika geçmişti,

 

‘ hayrola ağalar, hayrola beyler’ diye Demirci Efe söze başladı ilk söz bana verilmişti, ben efeye hitaben söze başladım.

 

‘Mehmet Efe biliyorsunuz ki Yunan askeri güzel İzmir’imizi işgal etti ve şimdi de kazaları işgal etmekte, Aydın’a doğru gelmektedir, pek tabidir ki bu düşman bize hayır için gelmiyor belki de kökümüzü kazımak isteyecekti. Ölüm bizim için mukadder ise döğüşerek ölelim daha iyi olur. Çünkü mukaddes kitabımız ve dinimiz, milliyetimiz bize bunu emreder. Yani biz elbirliği yaparak Nazilli’ye bir cephe açacak olursak düşman bu taraflara sokulamaz, onbinlerce nüfus kurtulur, düşmanlar bazen bizlere ölümden beter işkencelere de baş vururlar ezcümle, Balkan Harbinde Selanik kazalarında ve köylerinde bu askerlerin bir kısmı kadın ve kızlarının kocaları ve babaların gözü önünde ırzına geçmişlerdir. Bu tecavüze müdahale etmek isteyen veya söylenen erkekleri de kadınların gözleri önünde feci bir şekilde süngülediklerini bu faciadan kaçıp kurtulabilen bir köylü söyledi.’

 

Mehmet Efe, ‘yani ne yapalım katip’  ben sözüme devamla,

 

‘Efe Nazilli’de bir cephe açalım ve buraların işgaline mani olalım.’

 

   Mehmet Efe; ‘katip sen çocukca konuşuyorsun, cephe neyle açılır, cephe açabilmek için asker, teçhizat, para, erzak lazımdır dedikten sonra sağ elinin parmakları ile para işareti yaparak, para lazım para’ dedi.

 

Ben yine devamla;

‘sana yalvarırız efe, parada bulunacak erzakta ve her şeyde temin edilecek, yeter ki sen he de!’

Azizabatlı Yusuf Bey,

‘Mehmet Efe ben 100 teneke darı ve gücümün yettiği kadar para, Hacı Hilmizade Yusuf Bey de atlar için 100 teneke kadar arpa vermeye hazırız.

Celep Hasan Ali Ağa ayağa kalkarak,

‘ ben bir ağa olmadığım halde 10 adet sığır temin ederim.’

Ben tekrar ayağa kalktım ve sözlerime devam ederek;

‘Efe,bakın burada üç kişi var, ne kadar fedakarlık yapmaya hazırdırlar. Bu ağalar gibi Karacasu’da, Nazilli’de, Çine’de, Bozdoğan’da, Tavas’ta ve Denizli’de daha ne kadar çok şehir ve köy ağaları vardır. Elbette bunlar da yardıma koşmaya mecbur kalacaklardır. Ben de köylerde teşkilat yapmak için senin tayin edeceğin itimatlı bir kimseyle dolaşıp gönüllü yazdıracağım. Diğer taraftan sizin tanıdığınız efelere mektup yazar ve bu meseleyi bildiririz. Etrafta diğer ağaların beylerin efelerin vesair vatanperverlerin yapacakları propaganda ve teşkilat ile bir fırka teşkil edecek kadar kuvvet yaparız. Ben memleketin kurtulması ve düşmanın buralara ayak basmaması için her fedakarlığı yaparım ve ben kafamı teslim etmeye hazırım’ dedim. Ben yine söze karıştım. ‘Mehmet Efe, işte ağaların yüzüne söylüyorum, eğer ağalar fedakarlık yapıp yardım etmezler ve sözlerinde durmazlarsa ne canımızdan ne ırzımızdan ve ne de malımızdan hayır kalmayacaktır.

Demirci Mehmet Efe;

‘ben dedim ya vatan uğruna canımı feda etmeye hazırım, madem ki ağalar bana teminat veriyorlar yarından tezi yok hemen hazırlanalım ve her şeye baş vuralım.

 

   Demirci Efe, ‘muvakkat karargahı nerede kuralım’ diye sordu.

 

D14

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve ben şu cevabı verdim;

 

‘sizin köyünüz olan Pirlibey köyde kuralım. Çünkü her karışına vakıfsınız, önü ova ve arkası dağdır. Çine, Bozdoğan ve Karacasu’dan gelecek gönüllülere ve Nazilli’ye en yakın yerdir.’

 

Demirci Mehmet Efe,

‘ o halde muvakkat karargah Pirlibey’de benim evim olsun’ dedi.

 Mehmet Efe’nin bu sözleri hepimizi sevindirmiş ve coşturmuştu. Hemen ayağa kalktık ve Demirci Mehmet Efe’nin birer birer elini sıkarak kucaklaştık, gözlerimiz sevinç yaşları ile dolmuştu, yaşasın milli mücadele, yaşasın Türk milleti diye bağrıştık.

Kahveler geldi ve içildi. Bir müddet daha çeşitli mevzular üzerinde konuştuk ve bilhassa etraf kaza Kaymakamlarına birer mektup yazarak durumu bildirmeye karar verdik. Nazilli’den getirdiğimiz kağıtlarla durumu Ödemiş, Karacasu, Bozdoğan, Sarayköy, Nazilli Kaymakamlıklarına ve belediyelere birer mektup yazdım ve durumu anlattım. İaşe için gençlerin gönüllü yazılmaları için gerekli yardımların acele yapılmasını istedim. Mehmet Efe şu imzayı attı. Pirlibey’de Kuvayı Milliye Kumandanı Demirci Mehmet Efe. Bu mektupları gerektiği gibi lazım gelenlere yolladık. 24/5/1919 vaktin gecikmesi hesabı ile Demirci Mehmet Efe ve kızanları ile vedalaşarak evden ayrıldık. Aşağıda okuyacağınız kahramanlıklarla bir kere daha anlaşılmış olacaktır. Önce Aydın havalisinde Aydınoğullarından kısaca bahsettikten sonra mevzuun esasına geçeceğim.

 

   1450 senesinde Ödemiş Birgi’de hükumet merkezini kuran Aydınoğlu Mehmet Bey’in üç oğlundan en cesuru, en fedakarı olan Umur Bey 18 yaşına gelince düşmanla savaşacak duruma geldiğini merhum Mehmet Beye ısrarla söylemişti. 1400 senesinden, 1455 senesine kadar İzmir, Muğla, Antalya sahillerini, kaza ve köylerimizi gemilerle basarak mücevher ve saire kıymetli eşyaları yağma, genç kızlarımızı esir ederek, esir tüccarlarına satan ve genç delikanlılarımızı yelkenli gemilerde kayıkçılık yaptırarak kırbaç altında inleten ve köylerdeki hayvanları kaçıran İtalyan ve Yunan milletlerine mensup zorba korsan krallarının bu hareketleri tahammül edilemez bir hale gelmişti. Her ay devam eden bu olayları duyan Birgi Beyi Aydınoğlu Mehmet Bey çok üzüntü içinde idi. Kuvveti azdı nihayet durumu üç oğluna anlatan Mehmet Beyin küçük oğlu Umur Bey, bu intikamı almak için babasından izin istemiş ve 18-20 kadar geminin kumandasını ele alarak seferlere atılmıştı. Korsan prensesi namı altında Rodos’a kumanda eden kadın korsanına yapmış olduğu ilk baskınla onu esir etmiş idi. Sıra ile korsan hükümdarına gerekli darbeleri indirmişti. İşte buna benzer bir çok harikalar gösteren kahraman Mehmetçiklerimizi Aydın civarında da şanlı Aydınoğullarından ahfadı olan yiğitlerimiz, Yunan’ın İzmir’i işgali olan 15 Mayıs 1919 tarihinden 9 Eylül 1922 tarihine kadar Yunanlılara indirilen darbeler birer kahramanlıktır.

   Başaran köyünde bir gün kaldım, ertesi gün Pirlibey’e gittim. Benim geldiğimi Mehmet Efe’ye haber verdiler. Büyük bir kapıdan içeri girdik, pek büyük avludan geçtik, evin merdivenine gelmiştik. Yukarı kata çıktık, büyük bir sofra vardı. Mehmet Efe oda kapısı önünde idi ve tahminime göre, kim olduğumu anlamak için sofradan aşağıya bakmıştı. Beni görür görmez samimi bir eda ile hoş geldin katip, diyerek karşıladı. Efenin elini öptüm. Ailesi de hoş geldin diyerek hal, hatır sordular. Bunlardan sonra ablamız dışarıya çıktı, ben efe ile bir müddet konuştum. Ve ilk önce Çine, Bozdoğan ve Karacasu Kaymakamlarına ve tahmini olarak Yenipazar’da Yörük Ali Efe adına birer mektup yazdık ve yolladık. Bir iki saat istirahattan sonra Mehmet Efe bana şöyle söyledi;

 

‘Katip, ben Pirlibeyli Mehmet Beye haber yolladım, birazdan gelecekmiş. Sen geldikten sonra Karapınar’a gideceksin. Kara Osman’ı çağırıp beraber buraya geleceksiniz.’

 

 Öğlenden sonra kendi yetiştirdiğim atıma bindim ve Karapınar’a gittim. Kara Osman ovada bulunuyormuş ve akşama gelecekmiş diye söylediler. Durumdan ailesine haber bıraktım ve ertesi gün sabah geleceğimi söyledim ve oradan hareketle köye geldim. 22 Mayıs günü merhum Kara Osman Efe’nin evine gittim. Mehmet Efe’nin köyümüze gelişini ve alınan kararı ve kendisini Mehmet Efe’nin çağırdığını anlattım. Merhum Efe çok memnun kalmıştı. Osman Efe’nin evinde yemek yedikten sonra atlarımıza bindik ve Pirlibey köyüne geldik. Gelişimizden efe haber almış olsa gerek ki merdiven başında karşıladı.

 

‘Hayır ola Mehmet Efe?’

 

‘ Hayırdır Osman! Katip size olanı biteni anlatmıştır değil mi?’

 

‘Evet!’

 

 Demirci Mehmet Efe devamla,

 

‘Osman bizim bu atılganlığımıza sen ne diyeceksin bakalım?’

 

Kara Osman Efe,

 

‘başka kurtuluş çaresi yoktur Mehmet Efe. Çok yerinde bir karar vermişsiniz. Analarımız bizi bugün için doğurdu.’

 

   Mehmet Efe,

 

‘Osman düşman Aydın’a doğru ilerliyor. Çok acele teşkilat yapacağız. Bozdoğan, Çine ve Karacasu Kaymakamlarına birer mektup yazdık. Acele teşkilat yapacağız. Ben bizim köylü Mehmet Beyle görüştüm. Mehmet Bey dualar yazdı. Arpaz köylerine gidecek ve oraları ayaklandırdıktan sonra Bozdoğan’a geçecek ve Yörük Ali’ye de tekrar haber salacaktır. Sen de katiple beraber Uzgur, Karapınar, Aliağa çiftliğine, Yenice, Çamköy ve Boyasın köylerine giderek, köylüleri ayaklandıracak ve gönüllü temin etmeye çalışacaksınız. Kuracağın gönüllü çetesinin başında kumandan ve efe siz olacaksınız. Daha sonra Karacasu merkezine giderek Kaymakam Beye durumu izah edeceksiniz ve gönüllü kaydedeceksiniz.’

 

   Biz, gecikecek vaktimiz olmadığından hemen ayağa kalktık ve efeyle kucaklaşarak Allahaısmarladık dedik, ayrıldık. Akşam olmak üzere idi, biz Karapınar’a Osman Efe’nin evine geldik. Yemekten sonra köy kahvesine çıktık, köy kahvesinde de oldukça iyi bir konuşma yaptım. Hemen iki genç bize iltihak etti, o an da dört kişiydik. 24 Mayıs günü Başaran köyüne geldik. Vaziyetin nazik olduğunu münasip şekilde tekrar izah ettim. Mayısın son günleri idi. Karacasu’ya geldik. Çetemiz yirmi kişi kadar idi. Yollarda Yenice, Çamköy ve Boyasın köylerinden katılan gençler olmuştu. Kasabaya girerken sağımız ve solumuz mezarlık idi. Mezarlıklar duvarla çevrilmiş. Oradan ikişerli olarak geçerek şube binasının önüne geldik. Jandarmaya, ‘eşkıyalar Karacasu’yu basacakmış’ diye yanlış bir haber gelmiş, jandarma Yüzbaşısı, mezarlıkların duvarı arkasında jandarma birliğini pusuya yatırmış, ikişer olarak geçecek çetemizi imha edecek. Başaran köyü jandarma karakol kumandanı Recep Onbaşı, bir gönüllü Kuvayı Milliye çetesinin kaza merkezine gittiğini telefonla bölüğe haber vermesi üzerine jandarma Teğmeni acele pusunun olduğu yere gelerek pusuyu kaldırmış ve muhakkak bir ölümden kurtulmuştuk. Yarım saat kadar önce kazaya geldik olsaydık mutlaka ölecektik. Biz askerlik şubesinin önünde dinlenirken, jandarma çavuşu yanımıza geldi ve kardeşcesine bize, ‘hoş geldiniz’ dedi ve selamladı. Çünkü, çete önünde giden bayraktarımız Karadayı Mehmet’in elinde oldukça büyük bir bayrağımız vardı… Milli Mücadelede Aydın-Nazilli Cephesi/Kahraman Subaylarımız ve Zeybekler/Hatıralarım-Yazan: Nazilli Kuvva-i Milliye Kumandanlığı İlk Sekreteri Cevat Sökmensüer (Necat Çetin Arşivi)’

 

Nazilli Kuva-yı Milliye İlk Sekreteri Cevat Sökmensüer’in hatıralarında anlattığı bu tarihi bilgileri ne hikmet ise bugüne kadar Demirci Mehmet Efe ile ilgili yazılan ve yapılan çeşitli çalışmalarda göremedim. Ayrıca, Demirci Mehmet Efe’nin ilk davet ettiği ve yanına ilk katılan zeybeklerden İncirliovalı Şehit Kara Osman Efe hakkında şimdiye dek herhangi bir yerde, bir kitap, belgesel, makale, yazı görmediğim için de çok üzüldüm…

 

 

Cevat Sökmensüer’in de ifade ettiği üzere, işgale karşı bir direniş hareketi ilk olarak zeybekler ile başlatılmıştır. Ve daha sonra teşkilata katılımlar çoğaldıkça bölgesel bir güç haline gelinmiştir. İlerleyen süreçte, Aydın ve Havalisi Kuva-yı Milliye Umum Kumandanı olan Milis Albay Demirci Mehmet Efe’nin Kuva-yı Milliye karargahında; Mahmut Esat Bozkurt ve Mehmet Şükrü Saraçoğlu, Efe’nin kızanlığını, Galip Hoca/Celal Bayar katipliğini,

Binbaşı Nazım, Binbaşı Hacı Şükrü, Binbaşı İsmail Hakkı ve Arap Yüzbaşı Nuri Bey cephe yardımcılığını, Albay M. Şefik Aker ve Refet Paşa askeri danışmanlığını yapmıştır…

 

‘-Sökeli Ali Efe ve kızanları,

-Zurnacı Ali Efe ve kızanları

-Dokuzun Hasan Hüseyin Efe,

-Dokuzun Mehmet Efe,

-Dokuzun İbrahim Efe ve kızanları

-Demirci Ahmet Efe,

-Danişmentli İsmail Efe ve kızanları

-Durmuş Ali Efe ve Kızanları

-Poslu Mestan Efe ve kızanları

-Dede Efe ve kızanları

-Köpekçi Nuri Efe ve kızanları

-Selcenli Hüseyin Efe ve kızanları,

-Köyceğizli Cemil Efe ve kızanları,

-Hacı Kara Mustafa Efe ve kızanları,

-Menzilcioğlu Mehmet Efe ve kızanları,

-Ispartalı Mahmut Efe ve kızanları,

-Buhurcuoğlu İbrahim Efe ve kızanları,

-Tazı Mehmet Efe, Kara Veli ve kızanları,

-Sarı Mustafa Efe,

-Sarı Ali,

-Sorgucu İnce Ali,

-Karacasulu Aşçı Mehmet,

-Dıngırın İbram Efe,

-Çındırın Mehmet Efe,

-Kandakların Ahmet,

-Bahri Efe,

-Yazıcı Ali,

-Sinekçilerli Ali Efe,

-BozdağlıYanık Halil,

-Tavaslı Kara Ali

-Zeybek Yaşar’

 

Ve kızanlık yaparak yetişmiş, binlerce zeybek ile Ege ve Akdeniz bölgesinin çeşitli il, ilçe, kasaba ve köylerinden gelip, yurt savunmasına destek olmak için, Demirci Mehmet Efe birliğine katılan, yaklaşık otuz bin vatan evladı görev yapmıştır. Kuvayı Milliye Aydın Zeybek Ordusu, Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde teşkilatlanmış, asayişi sağlamış ve işgal kuvetlerine karşı gerilla savaşı taktikleri ile ağır kayıplar verdirerek, düzenli ordu kuruluncaya kadar onları oyalamayı başarmışlar, ümitsiz ve çaresiz halkın direnme gücünü yeşertmişler, asker toplamışlar, silah ve cephane sağlamışlar, cephelere gönüllüa sker toplamışlar, cephelerden kaçanlara engel olmuşlar, halka zulüm eden Ermeni, rum ve işbirlikçi çeteleri imha etmişler ayrıca, Bolu, Düzce ve Konya ayaklanmalarını bastırılmasın bastırmışlar ve büyük hizmetler icra etmişlerdir.

 

   ‘Demirci Mehmet Efe teşkilatı, kurdukları hastane bünyesinde, cephelerden gelen yaralıları da tedavi ediyordu. Emirlerinde trenler vardı ve bu trenler aracılığı ile cephelere asker ve mühimmat sevkiyatı yapıyorlardı. Halka zulüm eden yerli işbirlikçileri, vatan hainlerini ve yakaladıkları işgal kuvvetleri askerlerini önce özel sorgu odalarında sorguluyor ve özel mahkamelerinde adilce yargılıyorlar daha sonra da, ya infaz ediyor ya da Zeybek Mapushanesi’nde gözlem altında tutuyorlardı.

 

-Karargahta ayrıca;

-Gönüllü Birlik Komutanlığı Askerlik Şubesi cepheye sevk edilecek gönüllülerin başvurularını inceleyip, seçmek, uygun olanları eğitip, cephelere göndermekle görevliydi.

-Savaşçı Grup Komutanlığı, Keklik Fadime Efe’nin emrinde, tepeden tırnağa silahlı yüz kadın kızandan oluşuyordu. Bunlar bölge asayişinin sağlanması, istihbarat ve gerektiği zaman cephede savaşmak için görevliydiler.

-Sağlık Grup Komutanlığı, Can Fadime’nin emrinde, yüzelli kadından oluşuyordu. Yaralıların taşınması ve tedavisinde görevliydiler.

-Mutfak Hizmetleri Grup Komutanlığı, Ekmekçi Hasibe’nin emrinde, yüz iki kadından oluşuyordu. Fırınlarda, yemekhanelerde ve misafir ağırlama işlerinde görevliydiler..

-Koğuş Hizmetleri Grup Komutanlığı, Sarayköylü Cinci Elif emrinde, yetmiş kadından oluşuyordu. Koğuşların temizlik ve bakımları ile görevliydiler.

-Kurtarma Ekip Komutanlığı, Türk Ayşesi’nin emrinde yüz kırk kadından oluşuyordu. Yangın, sel, deprem ve baskın anında enkazdan insanları kurtarmak için görevliydiler. (Milli Mücadelede Bir Destan-Demirci Mehmet Efe-İbrahim Kiraz)’

 

☾✫

 

Nazilli’nin Milli Mücadele için böylesine önemli bir direniş merkezi haline geldiği günlerde, Demirci Mehmet Efe’nin, Kuvayı Milliye adına silah, vergi, cephane ve asker toplaması ayrıca Damat Ferid ile telgraf aracılığı ile tartışıp, Hükümeti tanımadığını ilan etmesi üzerine, hakkında yakalama ve idam fermanı çıkartılmıştı. Bunun üzerine, Osmanlı Jandarma Genel Komutanı Ali Kemal Paşa kuvvetleri Nazilli’ye gönderilmiştir. Ancak, Demirci Mehmet Efe, Ali Kemal Paşa’yı tutuklayıp, Zeybek Hapishanesine atar. Daha sonra, Demirci Ahmet ve kızanları, Paşa’ya bölgeyi, cepheleri ve Kuva-yı Milliye Karargahını gezdirirler. Bu esnada, hastaneye yaralılar getiriliyor, doktor ve hemşireler yardım için koşuşturuyorlardır. Karargah önünde tam teşkilatlı zeybekler nöbet tutuyorlar, karargaha onlarca kalpaklı subay girip çıkıyor, yüzlerce zeybek ve siviller etrafta çeşitli işler ile uğraşıyorlardır. Gördüğü manzara karşısında hayretler içerisinde kalan Ali Kemal Paşa;

 

‘Ben buraya İstanbul Hükümeti’nin yetkisi altında kalarak, Demirci Mehmet Efe’yi tutuklamaya gelmiştim. Demirci Mehmet Efe beni gözaltına aldı ve Sökeli Ali Efe’ye rütbelerimi söktürttü. Rütbelerimi söktürtmekte haklıydı. Kızanları bize çok iyi davrandılar. Gördüm ki, Demirci Mehmet Efe Nazilli’de bir Devlet kurmuş! Her şey saat gibi işliyor. Efeler, kumandanlar, çok büyük işler başarmışsınız, Allah her daim yardımcınız olsun. Burada gördüğüm her şeyi hem Padişah’a hem de Damat Ferid Paşa’ya aynen anlatacağım.’

 

 

Hal böyle olunca da doğal olarak dost ve düşmanların hepsinin gözü Nazilli’ye çevrilmiştir. Tam da bu sıralarda Nazilli’de toplantılar ve kongreler düzenlenmeye başlar.

 

Nazilli’de kurulan  teşkilat, dönemin Jandarma Genel Komutanı Ali Kemal Paşa’nın da söylediği gibi yerel bir hükümet gibi çalışmaya başlamıştır. Hacı süleyman Efendi ve Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi de bu çalışmalara emek veren insanlar arasındadır. Bu sırada Goncalı’da bulunan Demirci Mehmet Efe’ye, Denizli’den Ahmed Hulusi Efendi’den bir telgraf gelir. Albay Şefik Aker bu telgrafı şöyle aktarmaktadır;

 

‘Efe oğlum, Denizli’de Rumlar mühim ekseriye teşkil etti. Geçen sene İslamlar aleyhine Yunanlılarla beraber bunlar facialar işlemişlerdir. Şu halde Denizli’de İslamlar ve cephe tehlikede kalacaktır. Hiç olmazsa Rum erkeklerin Denizli’den kaldırılarak dahile sevkini İslam ahali rica ederim’

 

Denizli Heyet-i Milliye Reisi

Müftü Ahmed hulusi Efendi

 

 

 

Şimdi tam da bu noktada bir tespitte bulunmak icap eder. Demirci Mehmet Efe, Denizli Heyet-i Milliye Reisi Müftü Ahmed Hulusi Efendi’nin, Denizli’deki İslam ahalisinin Rumlar tarafından zulme uğradığını ve bunun için gerekli tedbirlerin alınması konusunda yardım istediğini bildiren bir telgraf çekmiştir. Bu telgraf, padişaha değil, dönemin hükümetine değil, valiye değil, başka herhangi bir kuvvete, efeye, tarikata değil, Demirci Mehmet Efe’ye. Demirci Mehmet Efe’den talep edilen yardım, İslam, devlet ve millet adına bir imdat çığlığıdır. Ve bu çığlığa ses veren Demirci Mehmet Efe ve teşkilatındaki asker, zeybek, sivil herkes de, öncelikle ‘İslam adına Mücahit, devlet adına fedai, millet adına da serdengeçti’dir. Dolayısı ile de, Demirci Mehmet Efe teşkilatı, Denizli’deki Müslümanların can ve mal güvenliklerinin korunabilmesi için görülen, kurtarıcılardır. Telgrafı alan Demirci Mehmet Efe derhal harekete geçererek, Denizli’deki Müslüman halkın korunması için gerekli tedbirlerin alınması talimatını verir. Denizli’deki durumun araştırılması, asayişin düzeltilmesi ve halka zulüm edenlerin cezalandırılarak, her hangi bir hadiseye karışmayanların da tedbir olarak geçici bir süreliğine çevre il ve ilçelere nakil edilmesi talimatını verir. Bu vazifeye memur olarak da baş zeybeği Sökeli Ali Efe’yi atar. Yanındaki diğer zeybeklerden birisine bu görevi vermez Demirci. Baş zeybeğini görevlendirir. Denizli’deki Müslüman halkın can ve mal güvenliğinin korunmasına verdiği önem buradan anlaşılmalıdır.

D6

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehit Sökeli Ali Efe

 

Burada dikkate dilmesi gereken bir başka önemli husus ise, telgraftan bir süre önce Demirci Efe, Denizli’yi ziyaret etmiş, hapishaneyi teftiş etmiştir. Mahkumların şikayetleri üzerine, Jandarma Tabur Komutanı Hamdi Bey ile birlikte hükümet konağına giderek makam koltuğuna oturan Demirci Mehmet Efe, Ceza Reisi Seyfi Efendi’yi çağırtır. Hapishane bazı denetlemelerde bulunduğunu ve mahkumların Seyfi Efendi’nin keyfi uygulamalarından şikayetçi olduklarını anlattıkdan sonra, Seyfi Efendi’nin yüzüne, ‘sen hırsız bir adamsın, seni azlettim’ der. Jandarma Komutanı Hamdi Bey’e de, ‘bu herifi bir daha hükümet konağına sokmayın’ talimatını verir. Bu hadise sonrasında Denizli Müftüsü Ahmed Hulusi Efendi’nin telgrafı üzerine, Demirci Mehmet Efe’nin emri ile Denizli’ye gelen Sökeli Ali Efe ve kızanları kısa sürede Denizli’de asayişi sağlamayı başarmışlardır. Zeybekler Denizli’deki Müslüman ahalinin can ve mal güvenliği için gerekli tedbirleri aldığı sırada Denizli’de birden ayaklanma meydana çıkar. Eli silah tutacak yaşta olan Rum vatandaşları trenler ile Isparta tarfına yollamak ve onların da can ve mal güvenliğini sağlamakla görevli Sökeli Ali Efe ve kızanlarına halkın içerisinden bir saldırı başlar. Bu esnada toplanan halkı yönlendiren ve halka hitaben konuşan kişi ise, Demirci Mehmet Efe’nin,  görevden azlettiği Seyfi Bey’dir… Bu konuşma sonrasında, Denizli’deki Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, eli silah tutacak yaştaki Rum vatandaşların bölgede asayiş sağlanana dek Isparta’ya nakil edilmelerini sağlamak ve Denizli’de Kuva-yı Milliye’yi kurmak için gelmiş zeybekler, hain diye bir anda kurşunlanmış ve şehit edilmişlerdir. Zeybekler, öldürüldükten sonra ise, cesetlerine insanlık dışı bir şekilde işkence edilmiş, gözleri oyulmuş, kalpleri ve ciğerleri vahşice sökülmüştür.

 

 

Bunu haber alan Demirci Mehmet Efe, yanında 57. Tümen Komutanı Albay Mehmet Şefik Aker ile birlikte Denizli’yi basmıştır. Yaralı kızanlardan birisi:

-Beni halk, tüfek dipçiği ve tüfek burnu ile yüzüme, göğsüme, sırtıma vururlarken kendimi kurtarmak için bunun kucağına atıldım.”

Parmağı ile Albay Tevfik’i göstererek:

-İki defa beni kaktı. Bana vuranlara dönerek,

“Oğlum bir fişeğe mi acıyorsunuz?” dedi. Ben bunun üzerine Hamdi beyin üzerine atıldım. Beni o kurtardı.”

Göğsü, bağrı, yüzü şiş, yaralı kızanın sözlerinden sonra, bir silah patlar. Demirci Mehmet Efe, Albay Tevfik beyi o an vurmuştur. Daha sonra da kızanlarını öldürenlerin bir kısmını yakalayıp cezalandırmıştır. (Kaynak: Kuva-yı Milliye’nin Aydın’da Doğuşu-Saadettin Demirayak)

NOT:

Denizli hadisesi hakkında çeşitli kaynaklarda farklı anlatımlar mevcuttur. Denizli olayı esasen başkaca bir kitap konusudur. Özetleyecek olur isek, Demirci Efe, bir efe olarak, kızanlarının korkunç şekilde öldürülmelerinin hesabını sormuş, intikamlarını almıştır. Aksi halde etrafında bir tane zeybek kalmaz, Kuva-yı Milliye dağılırdı. Çünkü hiç bir zeybek ya da hiç bir asker, arkadaşlarının katledilmesi karşısında sessiz kalan, hesap sormayan ve intikamlarını almayan bir efenin ve komutanın yanında durmazlardı. Efe, efe olarak gerekeni yapmıştır. Daha doğrusu yaşanan hadise sebebiyle gereğini yapmaya mecbur kalmıştır.

 

O anı, 57. Fırka Kumandanı Albay Mehmet Şefik Aker şöyle anlatmaktadır:

 

‘Şuur denen gem kırılmış, gözler fırlamış ve dönmüş çehreler, delilerde bile görülemeyecek gayr-ı tabii bir hal almış, kollar arkadaşlarının intikamını almak ve tehevürden duydukları ateşi keskin etmek için, kıracak yakacak hedef arıyordu. Onları durdurmak için ancak ilahi bir kuvvete sahip olmak gerekirdi.’

 

Yaralı zeybeklerin ve görgü şahitlerinin tespitleri ile yakalanıp Hükümet Konağına getirilenler ise cezalandırılıp öldürülmüşlerdir. Bu esnada Şefik Bey, Demirci Mehmet Efe’ye bu suçluların divan-ı Harp tarafından yargılanmalarını teklif edince, ‘Eğer bu işi kanunla geciktirirsem, kızanları zapt edemem. Yalnız bunları değil, bütün şehri yakarlar, çoluk, çocuk demezler, önüne gelen Denizlileri vururlar, başlarını alınca giderler, sen bunları bilmezsin’ demiştir. Sonuç itibari ile on altı zeybek ölmüş ve altmış beş civarında da şüpheli yakalanarak zeybekler tarafından infaz edilmiştir.

 

Şefik Aker’in Denizli hadisesi sonrasında belirttiği üzere, zeybeklere yüklenen suçun asıl sebebi, Kuvayı- Milliye karşıtlığı ve Denizli’den uzaklaştırılmak istenen Rum vatandaşların bu karara karşı koymaları için ayaklandırılmalarından başka bir şey değildi. Olay sonrasında yapılan araştırmalarda da ifadeleri alınan Rum vatandaşlardan zeybeklerin sözü edilen suçları işlediklerine dair her hangi bir delil de bulunamamıştır. Zeybekler arasında Rum vatandaşların nakli esnasında muhtemeldir ki bazı tartışmalar ve kavgalar yaşanmıştır. Bunların neticesinde de bazı zeybekler Müslüman Denizli ahalsine zulüm edenlerden tespit ettikleri rum vatandaşları zeybeklik geleneği üzerine dövmüş, soymuş olabilir. Dikkat edilmesi gereken konu budur. Zeybekler masumları korumaya, zalimlere ceza kesmeye gitmişlerdir. Ve görev neyi gerektiriyor ise, onu yapmışlardır. Bu olaydan sonra Konya’da Delibaş İsyanı patlak vermiş ve TBMM, bu isyanın bastırılması için Demirci Mehmet Efe kuvvetlerinden yardım istemiştir. Kısa süre sonra harekete geçen Demirci Efe kuvvetleri, isyanı bastırmış, Delibaş’ın kellesini, Ankara’ya yollamıştır. Milli Mücadele yıllarının en buhranlı günlerinde arka arkaya yaşanan bu hadiseler neticesinde, mücadele karşıtları tarafından Demirci Mehmet Efe karşıtlığı baş gösterir ve çeşitli yöntemler ile Demirci halk nezdinde karalanmaya çalışılır. Hatta diğer efeler ile dahi arasını bozmak isteyenler vardır. Albay Şefik Bey, Demirci Efe’yi her yerde savunmaktadır. Bu konuda 57. Fırka Kumandanı Albay Mehmet Şefik Aker’in aktardığı bilgiler çok önemlidir:

 

   ‘Bazı kazalarda nüfuz sahibi zengin kimselerin Yunan taarruzlarından korkarak, İtalyan himayesini istemeleri ve bu konuda Söke ve Antalya’daki İtalyan Komutanlıklarına tutanak gönderdikleri doğrudur. Demirci Efe bunlara engel olmuştur. İtalyan işgalini isteyenlerden bazılarının iddia ettikleri gibi bunu efelerden korktukları için yaptıkları ise tamamen yanlıştır. Efe’lerden İtalyanlar dahi çekinmişlerdir. Yörük Ali Efe, İtalyanlar ona gönül alıcı davranışlar göstermelerine rağmen, Demirci Efe gibi o da kanmamıştır.

 

   Demirci Efe aleyhtarlığının sebebi şunlardır; O, vatanın kurtarılması için mücadelenin kesin taraftarı idi. Bazı kimselerin bu mücadele yanlısı olmamaları, O’nun kesinlikle İtalyan işgalini istememesi, Yunan İşgali ile birlikte vuku bulan çetecilik yapan gruplara karşı kesin tedbir alışı ve o vakte kadar çetecilik yapan gurupları Kuva-yı Milliye’ye dahil edişi, bazı kimselerin menfaatlerini sarsmıştır.

 

   Demirci Efe paraya düşkün değildir. Bazı gayrı menkul almıştır. Hepsinin parasını vermiştir. Kendi kızanlarından gasp olaylarına karışanlar olmuştur. Fakat bunlara kesin tavır koymuş, bazılarını kendi eliyle öldürmüştür. Subaylara karşı hürmetkardır. Ferit Paşa kabinesi Demirci Efe ve Aydın Kuva-yı Milliyesi’ni kendi yanlarına almak istediler. Geçen sene İlhami Bey ve arkadaşları bunu sağmalak için çok uğraştılar. Demirci Mehmet Efe’yi gücendirmek hele dağlara çekilmesine meydan vermek bölgede önemli bir meselenin doğmasına meydan verebilir. Sonuç olarak; Demirci Mehmet Efe’ye karşı şikayet ve suç yüklemeleri ileriyi düşünerek, ölçülü davranılarak dikkate alınmasını ve şuanda ki vatansever faaliyetlerinin önemsiz hatalara feda edilmemesini arz ederim.”

 

 

   İşgal devam ederken yerli işbirlikçiler de, direniş teşkilatlarını dağıtmak için her türü yola başvuruyorlardı. Kuva-yı Milliye’yi çökertebilmenin tek yolu efeleri birbirine düşürmekti. Ve bunun için harekete geçtiler. Efeler arasında laf taşıdılar. Söylemedikleri sözleri söyledi dediler. Sen şu efeden daha büyüksün dediler. Böylelikle de efelerin arasında bir husumet yaratmak istediler. Kısmen başarılı oldukları söylenebilir. Özellikle Demirci Mehmet Efe ile Yörük Ali Efe’nin arasını bozmaya çalışmışlardır. Ancak 57. Fırka Kumandanı Albay Mehmet Şefik Aker ve Hacı Süleyman Efendi’nin usta taktikleri, bu tür krizlerin milli menfaatler yönünde çözülmesini sağlamıştır. Aksi halde mücadele teşkilatları arasında büyük husumetler meydana gelebilir ve bunun neticesinde de mutlak bir hezimet yaşanabilirdi. Şefik Aker’in askeri tecrübeleri, Hacı Süleyman Efendi’nin zeybekler üzerindeki saygıdeğerliliği, bu sorunların aşılmasını kolaylaştırmıştır. Bazı kaynaklarda bu süreç hakkında farklı bilgiler de mevcuttur. Lakin önemli olan, sürecin aşılması ve tek sancak altında işgalciler ile can siperane bir şekilde savaşılmasıdır…

 

Yörük Ali Efe

D8

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Mühürlerin birincisinde Aydın Mıntıka Kumandanı Demirci Mehmet Efe”. İkincisinde: “Cenubî Aydın Mıntıkası Kumandanı Yörük Ali”. Üçüncüsünde: “Aydın Zeybek Ordusu Kumandanı Hacı Şükrü” yazısı okunuyordu. Demirci ve Hacı Şükrü mühürleri memnunlukla ceplerine yerleştirdi. Yörük Ali Efe’ninki özel törenle Dalama köyünde (verildi)… Demirci Mehmet Efe “Mıntıka Kumandanlığı” mührünü çıkardı. “Al kardaşım” diyerek Yörük Ali Efe’ye teslim etti. Sonra da parmağındaki yüzüğü çıkardı, kendi eliyle Ali Efe’nin parmağına geçirdi. Bu jestinden herkes memnundu, her iki tarafın yakın adamlarında heyecan ile karışık bir sevinç tezahürü göze çarpıyordu…” (C. Bayar, a.g.e, C.7, s.2140-2141).

 

 

Dönemin koşulları ve zeybeklik geleneği gereği efeler arasında bir rekabet olmuştur. Fakat memleketin içinde bulunduğu hal, arada bazı sorunlar yaşanmasına rağmen efelerin bir cephede toplanmasını sağlamıştır.

 

 

‘İki efe arasındaki çekişme bir ara Muğla’da silahlı çatışmanın eşiğine gelinmesine yol açmıştır. Yörük Ali Efe’nin Muğla’da üstün olmaya çalışması, Demirci Mehmet Efe’nin ilgisinin Muğla’ya yönelmesine neden olmuştur. Yörük Ali Efe’nin Muğla’dan çekilmeyeceğine yönelik tutumu, Demirci Efe’nin birliklerinin 27 Kasım 1919’da Muğla’ya girmesi sonucunu getirmiştir. Muğla ileri gelenlerinin çabalarıyla uzlaşma sağlanmış ve kan dökülmeden efeler ve adamlarının Aydın Köşk cephesine geri dönmeleri sağlanabilmiştir. 57. Tümen Komutanı Albay M. Şefik Bey’in 22 Nisan 1920’de Yörük Ali Efe’nin 24 Nisan 1920’de Muğla’dan Aydın’a dönmesinde önemli bir rolü olmuştur. Albay M. Şefik ve Celal Bey’in (Bayar) uzlaştırma girişimlerine rağmen Denizli ve Nazilli Heyet-i Milli’lerinin yanlış tutumları anlaşmazlığa doğru sorunu ötelemiştir. Yapılan mühürler Demirci Efe’nin müşaviri Celal Bey’in Yörük Ali Efe’nin müşaviri Teğmen Zekai Bey’in çabaları ile Yörük Ali Efe’nin evinde Yörük Ali Efe’ye ait mührün Demirci tarafından verilmesi ve Demirci Efe’nin parmağındaki yüzüğü Yörük Ali Efe’ye takması ile kısmen giderilebilmiştir.’ Aydın Kuva-yı Milliyesinde Efe ve Zeybekler-Ercan Haytoğlu.

 

 

Albay Şefik Bey, Demirci Mehmet Efe’nin bu davranışının onun milli mücadeleye ne denli önem verdiğini ve efelerin tüm enerjilerini milli mukavemete vermeleri gerektiğini göstermesi açısından  önemli olduğunu belirtmektedir. Bu hadise zeybekler arasında da sevinç yaratmıştır. Yıl 2015 ve bazı çevrelerde halen Demirci Efe ve Yörük Ali Efe ya övülür ya da arkalarından sövülür. Birbirleri ile yarıştırılır. Halbuki söylenmesi gereken şey şudur; ‘Din, vatan ve millet uğruna yaptıklarından dolayı, Allah, her ikisinden de razı olsun, yattıkları yer nur olsun. Biz onlardan razıyız. Allah’da onlardan razı olsun’

 

 

 

Demirci Mehmet Efe’nin, Milli Mücadele dönemindeki hizmetleri, Aydın, Menteşe ve Havalisi Kuva-yı Milliye Milis Kuvvetler Komutanı olarak icra ettiği vazifeleri ve zeybekler tarihindeki yeri ve önemi ayrı bir kitap konusudur. Çünkü Demirci Mehmet Efe, mücadele döneminde, bölgedeki tüm zeybeklerin efesi, efelerin de komutanı olarak, zeybekler tarihi içerisinde ayrı bir öneme sahiptir. Burada Demirci Mehmet Efe’yi öncelikle Nazilli’ye doğru tanıtabilmek ve hakkındaki kötü söylemlerin hakikatlerini anlatabilmek adına, önemli tarihi bilgileri arz etmekteyim…

 

   ‘15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal edince maiyetimdeki zeybeklerle hemen vatanın müdafaasına koştum. Umurlu cephesini kurdum. Eli silah tutanları yanıma çağırdım. Gelmeyenleri tecziye ettim. Vaziyete hakim olmak için cezri tedbirler almak zaruri idi. Meşhur Nazilli Kongresi’ne kadar cephe kumandanlığını deruhde ettim. Bütün temsilcilerin iştirak ettiği Nazilli Kongresi kararı ile Aydın-Menteşe ve havalisi Kuva-yı Milliye Umum Kumandanlığı’na tayin edildim. Netekim sonra bu sıfatım Büyük Millet Meclisince de tanındı. Sayın Atatürk bana yazdığı mektuplarda bu unvanla hitap ediyordu. Görülüyor ki, istihfaf edilen’’Umum Kumandanlık’’unvanım ve kullandığım mühür asla şahsi bir kararın neticesi değildir.

 

Bolu ve Düzce isyanları?

-Bu isyanların bastırılması için Mustafa Kemal Paşa’dan şifreli emir almıştım. Fakat Yunanlılarla kapışmış durumda idim. Vaziyet ayrılacak gibi değildi. O esnada Çerkez Etem, Salihli’de bulunuyordu. Kuvvetinin azlığından bahsedince ona İsmail Efe’nin kumandasında bir miktar kuvvet vererek Bandırma’dan Anzavur’un üstüne çıkardım. Ayrıca Refet Paşa’nın emrine verdiğim Erkanı harb Miralayı Nazım bey kumandasında zeybeklerden müteşekkil 1500 kişilik kuvveti de Anzavur, Bolu ve Düzce isyanlarını bastırmaya gönderdim. Bu kafilede, Dokuzun Mehmet Efe, Poslu Mestan Efe, Zurnacı Ali Efe, Ispartalı Mahmut Efe gibi şöhretler de vardı. Bu kuvvetler isyanı bastırdılar ve 11-6-1336 (1918) tarihli Büyük Millet Meclisinin takdirlerine mazhar olduk.

 

Aydın cephesine gelince… 28 bin vatan evladını sinesinde barındıran bu kahramanlık hattı hiç bir yerden yardım görmeden, kendi imkanları ile muntazam bir düşman ordusunu 2 sene durdurmaya muvaffak oldu. Büyük Atatürk Nutkunda bu cephenin önemini çok iyi tebarüz ettirmiştir.

 

Efe pencereden köpüklü denize baktı:

-Aynı hatıralarda padişahı besmele ile ağza alanlardan olduğum söyleniyor. Size sadece bir vaka anlatmak isterim:

Umurlu-Köşk cephesini kurduğum zaman sadrazam Damat Ferit Paşa beni makine başına çağırttı:

Efe; düşman Konya’ya kadar gitse bile tek kurşun atılmayacak. ‘Anladın mı?’ dedi. Ben aynen şu cevabı verdim:

Seni Venizelos’un öz kardeşi addederim. Bundan sonra İstanbul hükümeti ile muharebemiz kesiktir.

 

Bir müddet sonra aldığım bir şifrede Osmanlı idaresinin jandarma kumandanı Sarı Kamil Paşanın 4 kişilik heyetle ve Milli Mücadele Teşkilatı’nı dağıtmak emeli ile gönderildiğini öğrendim. Kamil Paşa’yı Nazilli’ye gelir gelmez tevkif ettim. Tamam 18 gün! Ben mi padişahın ismini besmele ile ananlar arasında olacağım? Sayın Fahrettin Altayla altlık-üstlük durumuna gelince…Kendileri benden sonra Milli Mücadele’ye iştirak ettikleri için hiç bir zaman üstüm olmamıştır. Denizli’ye teşriflerinde tarafımdan karşılandıklarını katiyyen hatırlamıyorum. Yalnız hatırladığım şudur ki, Refet Paşa sayın Altayı Sarayönünden Ankara’ya götürüp Mustafa Kemal Paşa huzurunda kendisine sadakat yeminini benim verdiğim emir ile ettirmiştir.

 

Çerkes Etemle bütün münasebetim kendisinin fırka kumandanı Ömer Lütfi beyle arasını bulmak, kuvvetler arasında bir ayrılık olmamasını temin etmekten ibaret kalmıştır. İşte bu kadar.

 

Sonra muntazam ordular kurulunca para, silah, cephane olarak uhdemde millet malı ne varsa hükümete verdim. Bozdoğan’a çekildim. Burada Atatürk’ün emri ile maiyetime 50 kişilik bir kuvvet tahsis olundu. Bunların maaşlarını Yenipazar Askerlik Şubesi veriyordu. Bu bir avuç kuvvetle düşmanın kaçış yollarını tuttum. Nazilli’nin yağma ve tahrip edilmesine ve halkın öldürülmesine mümkün mertebe mani oldum.

 

Dün olduğu gibi bugün de hiç bir iddiam yoktur. Eski günleri bir masal gibi ancak torunlarıma anlatıyorum… Hayat Dergisi. Sayı 38.18 Eylül 1959.’

 

 

   Demirci Mehmet Efe’nin röportajda da ifade ettiği gibi özetle, zeybeklik dönemi başka, mücadele dönemi bambaşka. O, hayatını adadığı amaçları doğrultusunda, kendisine destek veren herkese dostça ve mertçe muamele etmiştir. Bu amaç uğrunda en büyük hasımlarını af etmiş, yüreğini kinden ve garazdan arındırabilmiştir. Mücadeleye destek vermeyen, mücadelenin aleyhinde çalışan, emniyet ve asayişi ihlal edenler ise, Demirci Mehmet Efe’nin en büyük hasımları olmuş ve ağır şekilde cezalandırılmıştır. Demirci Mehmet Efe’nin karargahı zaman zaman temyizi olmayan bir mahkeme salonuna, kimi zaman da, Divan-ı Harbe dönüşebilmiştir. Devletin uzun süre bölgede sağlayamadığı düzen ve asayişi tesis eden Demirci Mehmet Efe, yapmış olduğu Cephe Kumandanlığı ile Efelik töresinin en önemli isimlerinden birisi haline gelmiştir.

 

   ‘1309 (1893) yılı nüfus sayımına göre Nazilli’nin şehir merkezi nüfusu, 2. 028’dir. Bunun 1069’u erkek, 959’u kadındır. 301 Ermeni vardır. Bunların 152’si erkek, 149’u kadındır. Şehirde yaşamakta olan 195 Musevinin ise 95’i erkek, 100’ü kadındır. (Burhan, 1992 s 371)

   Milli Mücadele öncesinde yani 1913 yılında Nazilli’de 71 köy dahil 48. 037 kişi yaşamaktadır. (Annuaire Oriental, 1913, s 1646)

   1914 yılında ise toplan nüfus 15. 000 kişidir. Bunun 11. 500’ü Türk, 2. 500’ü Rum, 400’ü Yahudi, 400^ü Ermeni ve 200 kişisi de diğer uluslardandır. Aşağı Nazilli’de ise 4. 051 kişi yaşamakta ve 500 hane bulunmakta idi. (Annaurie Oriental, 1914, s 1568)

   Rumlar işgal ortamında sosyal, iktisadi ve kültürel yönden mahalli Müslüman halktan çok üstün durumdaydılar. Bu üstünlük Kuva-yı Milliyenin teşkilatlanmasında zorluklar yarattı. Bundna daha önemlisi, işgallerinde Yunan askerleri kadar silahlı Rumlar etkili oldular. Yunan ordusu Batı Anadolu’daki Rumlar sayesinde kendi ülkelerinde savaşır gibi onların kılavuzluğunda Anadolu içlerine kadar büyük direniş görmeksizin ilerleme imkanı buldular.

   Tasvir-i Efkar Gazetesi Arif Oruç, Demirci Mehmet Efe ile yaptığı röportajlar sonrası İstanbul’a gönderdiği mektuplarında Demirci Mehmet Efe hakkında bakın neler anlatmaktadır:

Siyasi Danışmanın yanında…

‘Üç geniş mermer basamak çıktık. Yeşil boyalı iki kanatlı demir kapının ağır tokmağını vurdular. Kapının yan penceresinden küçük demir kanatlarından biri açıldı ve sonra da büyük kapı mermer üzerinde sağır bir gürültü çıkararak aralandı. Yol çantamı içeriye uzatan zeybek:

‘- Efendim misafirler burada yatar’ diyerek çekildi gitti. Bin an yabancı ve tereddüt içinde kalmıştım ve

‘-Maşallah… siz burada’ diye elimi tutan Akhisar Heyet-i Milliyesi idarecilerinden Bahri Bey’i karşımda buldum. Yan odanın kapısından başını uzatan Cami Bey’de :

‘- Oruç’um hoşgeldin’ diye bağırıyordu.

   Bana tıknaz, asık suratlı bir kişiyi takdim ettiler. Mehmet Nuri Bey. Bu Mehmet Nuri Bey milli kahraman Demirci Efe’nin hem idari ve hem de siyasi danışmanı imiş. Yanında kaldığım onbeş dakika zarfında belki yüz tane telgrafa göz geçirdi ve açtı. İmzaladı. Yazdı, çizdi. Emirler verdi. Aman yarabbi neler neler… Yemek yemek için Demirci Efe’nin özel yemekhanesine gittik. Yedik, içtik, görüştük. Yemek başında bile çalışma yapılıyor. Efe güvenliğe son derece önem veriyormuş. Bir esir getirilmiş bu konunun dışında tek bir kelime yok. Etrafta düzenli bir makine faaliyeti gözle görülüyor. Her taraf ve her yer böyle.

Bir kahve keyfi:

   Efe geliyor. Bu insanlarda başka bir özellik var. O bildiğimiz uyuşuk ve boş hayat burada bir saat sarkacı gibi devamlı ve durmadan işliyor. Efe’nin özel bir karargahı var ki bunun karşısında mükemmel bir gazino bulunuyor. Buraya çekilenler milli kahramanın kızanları. Mehmet Nuri Bey bizi bu özel karargaha götürdü.

   Başlarında tek bir oymalı yemeniler bulunan nasırlı ve çıplak dizli levend zeybekler, peykeler üzerinde büyük fincanlarla kahve nargile içiyorlar. Yakın bir harbin kahramanca hikayelerini sessiz ve sedasızca birbirlerinin kulağına fısıldayarak yan gözle de bizi süzüyorlardı. Oh, bu dinç adamların bakışlarında bile bir mana, onları bizden tamamen ayıran bir saflık var. Birden bir telaş oldu. Tüfeğini kavrayan fırladı. İçerdekiler bina önünde şimşek gibi bir daire çevirdiler.

‘-Efe geliyor, efe geliyor’

   Kahraman Demirci’nin böyle gece yarısı yanımıza geleceğini doğrusu hiç de hatırıma getirmemiştim. Hep birden bir şey anlayamadık ve hep birden bir kaç saniye için şaşırıp kaldık. Efe, hakikaten geliyordu. Gümüş süslü tüfekleri elinde bir sürü kahramanın önünde Demirci Mehmet Efe bize doğru geliyordu.

Kahraman Demirci Efe:

   Bu büyük ve tarihi adam daha on adın uzakta iken kalbimin şiddetle çarptığını duydum. Efelere mahsus bir çeviklik ile yanımızda gölge gibi beliren kahramana baktım. Onda yüksek bir boy ve korkunç ir tavır, şaşırtıcı bakışlar aradım. Heyhat, bilakis sevimli, zayıf, asil ve çekik bir yüz, ayrı ela parlak gözler, sade bir zeybek elbisesi, ayağında yarım iskarpin, başında ipek bir yemeni, belinde bir şal kuşak, mümtaz ve zeki bir şahsiyet… İşte Demirci Efe bu idi. Yavaşça iskemleye oturdu. Bakışlarını bana döndürdü. Gülümseyerek kuşağından çıkardığı gümüş tabakayı uzattı.

   Nuri Bey, derhal Tasvir-i Efkar Gazetesi adına kendisini ziyaret etmek için İstanbul’dan kalkıp geldiğimi söyledi. Efe son derece memnun oldu. Bir kaç kelime daha konuştuk ve söz sonunda genel siyasete geldi. Bu zeki adam neler söylemiyordu. Yunanlıların İtilaf Devletlerini kandırdıklarından bahsederek:

‘-Onların arkası var. Biz bir Allah’a güveniyoruz’ diyordu.

   Efe, Allah’ın yardımıyla İzmir’i kurtaracağından emin olduğunu anlatıyordu. Bir çok düşünceleri de var. Az olan rahatsızlığı geçer geçmez yanına 300 kızan alarak etrafı denetlemeye çıkacak ve memleketini kurtarmak için önlemler alacağını ve daha bir çok işler yapacağını söylüyordu.

   Kahvesini içen Demirci Efe biraz düşündü. Sonra da Osmanlı hükümeti aleyhinde bir çok şikayetlerde bulundu:

‘-Milleti düşünmediler’ dedi.

   Pek sıkınkı çekildiğini ve elhamdülillah artık bu endişenin ortadan kaldırıldığını söyledi ve bana bakarak ilave etti:

‘-Hani iyi havadisler olunca, kalbim ferahlıyor’

   Bu büyük adam istirahat için çekildikten sonra arkasından saatlerce düşündüm. O ne sarsılmaz azimdi. Bir sabah ziyareti ki övünç ve heyecanla dolu. Kahraman Efe’nin kavrama yeteneğini ve anlayışını gördüm. Nuri Bey’in çalışma odasına girerken nöbetçi zeybek yavaşça fısıldadı:

‘-Efe orada’

   Küçük odaya hıncahınç dolmuşlardı. Ortada bir masa ve yan tarafta telgraflar ve evrak tomarları üzerinde Demirci Efe ve Nuri Bey eğilmişti. Efe’nin kısa emirleri işitiliyordu. Odanın içine hücum etmiş gibi duran zeybek muhafızlar, dışarıdaki koruma zincirinin son halkasını teşkile diyorlardı. Birden bire dönerek ayağa kalktılar. İçeriye girdim. Yer gösterdiler. Efe, biran gülümsedi ve tütün kutusunu uzattı. Yine evrak yığınının üzerine eğildiler. Telgraf müsvettelerine varıncaya kadar okutarak dikkatle dinleyen Efe, arada bir yazılanı bozduruyor, meşhur bir diplomat idare ve ustalığı ile kelimeler üzerinde bile oynuyordu.

   Herkese, her tarafa makamına uygun yumuşak veya sert sözler söylüyor. Kocaman bir mühürü var. Mühürlediği kağıdın altına eliyle (MEHMET) imzasını atıyor. Bu sırada içeriye bir ihtiyar girdi. Bir köprü tamir edilecekmiş. Derhal emir verdi. Bir kaç dakika içinde sorun çözümlendi. Efe’nin sağ ve solundaki katipler yine yazmaya başladılar.

‘-Efem cemaat gelmiş’

‘-Gelsinler’

   İçeriye en başta Musevi Haham’ı olduğu halde Rum ve Ermeni Heyet-i Ruhaniyesi girdi. İşte Efe bu esnada övgüye layık bir idare kabiliyetine haiz olduğunu gösteriyordu. Onlara, benim ve belki sizin hatırınıza gelmeyecek anlayış ve muamele ile nasihatte bulundu. Türk’ün aicleri koruma’ özelliklerini kanıtladı. Koca sakallı adamlar gözleri yaşararak teşekkür ettiler. Memnun ve güler yüzle çıkıp gittiler. Bir adamın kısrağı kaybolmuş, bunu şikayete geldiler. Bir dakika önce yumuşaklığı ile gelen misafirleri büyüleyen bu büyük adam, ateş kesildi, haykırdı, bağırdı. Güvenliğe dikkat etmeyenleri acımadan hırpalayacağını söyledi. Herkes korkudan titriyordu.

   Bu öfke ve şiddet arasında Efe bana döndüğü zaman bir anda değişen uçuk çehresi değişti sakinleşerek ve gülerek:

‘-İşte böyle Bey’ dedi ve gözleri kendisine has bir gururla parladı.

Efe’nin İkametgahı:

   Bir şatoyu andıran yüksek taş duvarlarımım eteğinde işlemeli cepkenli zeybekler bağdaş kuruyorlardı. Eski han kapılarını andıran soluk boyalı geniş kanatlı kapının önüne konulan barakasının yanı mazgal deliğinden gürbüz bir zeybeğin pala bıyıkları görülüyordu. Ve nihayet çeşitli yerlerde bir kaç defa şartlandığım halde bir türlü bütün özelliklerini öğrenmeyi başaramadığım kahramanı özel olarak ziyaret için davet edilmiştim.

Mehmet nuri Bey’in dairesinde (Sökeli Ali Efe) ile görüşürken:

‘-Efe sizi bekliyor’ dediler.

   Tabii anlıyorsunuz ki Efe’nin özel karşılama düzeni vardır. Güneşin sıcaklığı altında boyası solan kapının önünde bir dakika durdum. Kapının açılmasını beklerken Efe karşıdaki zeybeklerin koğuşundan geldi ve kapının geniş kanatlarını eli ile açtı. İçeriye girdik. Biraz ileride portakal, turunç ve taflan ( gülgillerden yaz kış yeşilliği olan ve süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir) kümeleri arasında yükselen kurşuni boyalı yeşil panjurları-bir ceket yakası gibi iki tarafına da devrik büyük bir bina yükseliyordu. Demircinin ikametgahı… Efe pek güler yüzlüydü. Bir gün evvel hafif sıtmanın verdiği dermansızlıktan sararan soluk simasında pek özel bir parlaklık vardı. Deve derisi çizmelerini iyice ve orta boyu ile pek çevik duran kahraman bir başlangıç kadar hafif görünüyordu. Binayı dolaştık. Bahçenin yan sağ cephesinde gölgelenen koyu yeşil sarmaşıklarda ilerledik. Uzun ve geniş bir masa etrafına beyaz örtülü koltuklar sıralanmıştı. Bir şehirliden bile beklenmeyen bir nezaket ile ‘buyurun’ edildim. Efe, masayı yan tarafa çekmek istedi ve etrafındakiler derhal atıldı:

‘-Zahmet etme Efem’

Mehmet Efe güldü.

‘-Haydi sende, bu halleri çok gördük. Ben sekiz gün susuz kaldığımı biliyorum’ diye yüzüme baktı ve yan tarafa seslendi.

‘-İsmail kahve söyle’

Sekiz gün nerede susuz kaldığını merak ettiğimi söyledim.

‘-Dağda iken Nurettin Paşa, Aydın Kolordu Kumandanı iken hani çok evvel bundan. Ben erkeğim teslim olsun diye haber ulaştırmıştı. Ben de erkeğim, kavuşup tutsun dedim. Dağa çıktım. Sekiz gün ağzıma bir dirhem su girmedi.’

Pürsilah, iri gözler, yanık yüzlü bir zeybeğin getirdiği kahveleri aldık. Efe, gümüş sigara kutusunu önüme sürdü:

‘-Efem, bugün iyisin maşallah’

   Bunları Hacı Bey söylüyordu. Efe, tebessüm etti ve artık sarmaşık gölgesinde tatlı bir sohbete daldık. Biz soruyorduk o keyifli keyifli anlatıyordu. Dağa nasıl çıktığını, rahmetli efesine kızanlık ettiği sırada kayalıklar arasındaki kan dökülen çarpışmaları, sıkışında MAĞNİSA taraflarındaki dağlarda gezdiğini Çakırcalı’yı takip etmesi için TAVASLILARIN kendisine müracaatlarını ve daha neler… bu sevimli adamın karşısında zevkli bir rüyaya dalmış gibi mütemadiyen dinliyordu. Ve eski hatıraların canlandırılması efenin gözlerini parlatıyordu. Biz bir aralık sorduk:

‘-Efem çarpışmalarda vuruldun mu?’

‘-Zeybek olsun da, kurşun yemesin olmaz. Nema hani en ağrı sol kolumdan gider.’

   Cidden dirseğine kadar sıvadığı sol kolunun tamamı kemiği üzerinde derin bir kurşun yarasının çökerttiği çukur görülüyordu. Gözleri bir müddet daldı. Sonra acı geçmişi hatırlar gibi mırıldandı:

‘-Kolum tutmuyordu hiç artık tüfeği dirseğimin üzerine dayamıştım. Öyle ateş ediyordum. Bak onu da söyleyeyim zeybekte bir adet vardır. Efe vuruldu mu tanınmasın diye kızanlar başını keserler. Bizim kızanlar tembihlidir. Başımı kesin uzaklara gitti deyin diye söylerim hep.’

‘-Efem aldığınız paraları ne yaparsınız?’

‘-Zeybek para tutsa, iki deve yükü altın olurdu benim. Dul karılara, hani fakirlere dağıtırız da… Bir köyden geçer iken mesela bir fakirin güttüğü bir bardak suya bir avuç altın verdiğimi olurdu benim.’

Efe bize oğlunu gösterecekti emir etti.

‘-Köye gitti’ dediler. Bu cesur insanın yavrusuna karşı o kadar derin bir sevgisi vardı ki… Kahveler ve sigaralar tazelendi. Efe oğlu ile birlikte fotoğrafımızı almamıza izin verdi.’ Ama bir kaç gün bekle de köyden dönüversin’ dedi.

   Üç zeybek birden geldi. Aralarında zayıf bir Arnavut vardı. Bakışları o tarafa çevrildi. Adamcağız bir çuval içerisinde ‘Maganat’ fişekleri getirmiş, zeybeklere satacakmış. Fakat yol yordam gereğince efenin bizzat sorgulaması ve öğrenmesi gerekiyordu. Oh, bu işte bir kaç dakikada uzayan kesik soru ve cevaplar bu mahiyeti ile yanında bulunan adamları ile düşman ordusunu titreten kahramanın müthiş ve ince zekasını bana daha çok tanıttı. O yumuşak sorular, sırasına göre şiddetlenen sorguya çekmeler, gülümsemeler, manalı manalı bize bakışlar, danışman Nuri Bey ile kısa konuşmalar, kesin emirler, bütün bunlar efeye özgü birer soğukkanlılık ile idare ediliyordu. Herifi götürdüler ve biz yine biz bize kaldık.

Umurlu muharebesi

   Hesaplaşma uzadıkça savaş konusuna girmeye nedne kalmadı. Yavaşça Nuri Bey’e sordum:

‘-Efe Aydın Harbine iştirak etti mi?’

Cevabı Efe’den aldım:

‘-O zaman ben dağda idim. Kızanlarım da beraberdi. Zulümleri işitince duramadık gayri indim. Umurlu üstüne kapıştık kucak kucağa. Düşmanın üçbinaltıyüz kuvveti vardı amma zeybek bir kurşun atar, anlına yapıştırır. Boşa atmak yok bizde. Düşman mitralyözü (Makinalı Tüfek) ateş ediyordu. Bir yol ah ah dedim. Kızanlar ‘Ne efe buyuruyon mu’ dediler: ‘Gidiveriyorum’ dedim. Atıldık ateşin içine orada kırıldı düşman. Çekildi. Efe kucağındaki son sistem tüfeği okşayarak:

‘-Hiç şaşmaz bu’ dedi. ‘-Bir metreden yumurtayı vururum.’

Efe’nin tüfeğinin gümüş savaklı olmadığına hayret ediyorum. Bir ağızdan sorduk:

‘-Gümüş tüfeğin yok mu efem?’

‘-Kasaba içinde gümüş tüfeği çocuklar taşır… Ben hoşlanmam öyle gösterişlerden’ dedi. (Özkaya. 1994, s 98-102) Milli Mücadelede Nazilli 1919-1922-Aslan Buğdaycı

 

Kişisel kanaatim, aslında Demirci Mehmet Efe’nin bir ‘kurban’ olduğu yönündedir. O dönemin koşullarında sert, hataya taviz vermeyen, tecrübeli, haine ve hainliğe karşı acımasız, bölgede sözü geçen ve iş bitirebilen, kudretli birisi gerekmektedir. Ve o kudretli kişi de, o günün şartlarında Demirci Mehmet Efe’dir. Etrafındaki kızan sayısı bakımından da Demirci Mehmet Efe’nin mücadeleye kazanılması çok büyük önem arz etmektedir. O günlerde, Demirci Efe bölgedeki en kalabalık zeybek çetesinin reisi konumundadır. Cepheden kaçışları önleyebilmek, teşkilat kurabilmek ve halkın mücadeleye destek vermesini sağlayabilmek için çeşitli telgraflar yazılmış, duyurular yapılmış, toplantılar ve kongreler düzenlenmiştir. Bu telgrafların ve duyuruların bazılarını subaylar yazmış, altına Demirci Mehmet Efe yazılmıştır. Böylelikle Demirci Efe korkusuyla mücadeleye destek sağlanmıştır. Durum böyle olunca da, Demirci Mehmet Efe’nin korkulan, eleştirilen ve karalanan bir şahsiyet olması doğaldır…

 

   ‘Ta uzaklarda, buğday yükleri, denkler, develer, ırgatlar, müşteriler arasında acayip kıyafetli bir adam dolaşıyor. Uzunca bir yüzü tıraşlı bir başı var bu adamın… Belinden boğulmuş basma bir entarinin üzerine ağır bir Revolver sarkıyor ve adeta eski deniz korsanlarına benziyor. İşte bu adam Demirci Mehmet Efe’nin ta kendisi…

Fakat ne kadar aldanmışım? Küheylanlar üstünde, cepkenli, fişekli, kordonlu, saatli köstekli, bir şövalye gibi gönlümde tahtımda oturan Demirci Mehmet Efe kayboldu. Derhal sakin, sevimli ve çalışkan bir vatandaşla yüz yüze geldim. Demirci Mehmet Efe, 60 yaşını geçmiş fakat gözleri derinde. Gönlü enginlerde bir adam… Kolumu koparır gibi bir el sıkışı var… Tanıştık, anlaştık.

 

Efe, Yunanlıların İzmir’e çıkışı sende nasıl bir tepki uyandırdı?

-15 Mayıs 1919. Yunanlılar İzmir’e çıkmış dediler. İnanmadım. Derhal İzmir’e ve Aydın’a el altından ikişer kişi gönderdim. Bu haber nasıl bir şeydir, anlayıp gelin dedim.

Sen bu sırada nerede idin?

-Dualar’ da idim. Biz orada kara kara düşünmeye başladık. Düşman hadi İzmir’i aldı. İş bununla kalsa, kalmaz. Yarın Aydın’ı, Manisa’yı, Nazilli’yi ve Ödemiş’i de ister. Belki de bu işi çabuk yapmak için çizmesinin tozu ile bu yüzlere aşar diye düşünüyordum. Tahminimiz doğru çıktı. Cavur çok geçmeden Nazilli’ye geldi. Bu sırada Jandarma komutanı Nuri B. bana haber gönderdi. 70-80 kızanımla davete icabet ettim. Fakat o gün düşman şehri terk etmiş bulunuyordu.

 

Sana bir subay heyetinin bu sıralarda mektup getirdiğini söylerler.

 

-Evet, getirdiler. Bir gün karargahta oturuyordum. Uzaktan iki süvari göründü. Kızan nöbetçim yol verdi. Ağır ağır yanımıza geldiler. Terkileri dolu idi, yaklaşınca bunlardan bir tanesinin Forbes kumpanyası memurlarından Kosti olduğunu anladım. Diğeri de bir Yunan subayı idi. Heybeleri nadide ve pahalı içkilerle, mezelerle ve reçellerle dolu idi. Halbuki kızanlarıma içkiyi yasak etmiştim. Hoş beş ettik. İkramlarda bulundum. Bir şey söylemek istiyorlar fakat kem küm ediyorlardı. Lafın önünü ben açtım. Maksadı açık söyleyiniz, sizi dinliyorum dedim. Paha biçilmez hediyeler ortaya serilmişti. Birisi hemen söze başladı.

Efe, size haşmetli kralımızın selamlarını ve sevgilerini sunarım. Asya’yı suğra orduları başkumandanının da hayranlığını takdim ederim. Eğer Yunan ordularına iltihak ederseniz size general rütbesi bihakkın tevcih olunacaktır. Krallığımızın en yüksek nişanları ile de ayrıca taltif olunacaksınız…

 

-Bunları işittikten sonra şu değirmene akan sular heybetiyle başımdan aşağı döküldü. Elçiye zeval olsa, yıkılın keratalar deyip, tatlı canlarını çakallara meze diye atacaktım. Beynimde bir çöküntü başladı. Felce uğramaktan korktum, ayağa kalkarak bağırdım:

Değil Yunanistan’ı, Al-i Osman Devletini tanımayan insanlar arasında olduğunuzu hatırlayınız. Kralınızı, baş kumandanınızı ve hamilerinizi asla tanımıyorum. Kralınıza ve Asya’yı suğra orduları komutanınıza benden yazınız:

 

   Biz Kur’ana göre, şeriata göre, insan haklarını veririz. Bu mazlum halka eziyet etmeyiniz, gaflete düşecek olursanız mukabelemiz çok şiddetli ve çetin olacaktır. Bunu böylece bilesiniz. Düşmez kalkmaz bir Allah var. Türk henüz ölmemiştir ve ölmeyecektir.

Bu konuşmadan sonra Efe?

-İşin varacağı yer anlaşılmıştı. Karar almanın da zamanı gelmişti. Fakat karşı koymak için ilk şart eldeki kuvvetlere silah vermekti. Derhal 57. Tümenden kalan tüfekleri toplattım. Öteden beriden derken silah sayısı yirmi bini buldu. Arasında ayrıca top, makineli, dürbün, çadır, kılıç, kasatura gibi avadanlıklar vardı. Bu sırada düşman öteki zeybek arkadaşlar tarafından geriye atılmıştı. Bir yerde tutunmak orada mukavemet hattı kurmak elzemdi. Evvela Umurlu’da sonra köşkte bir mukavemet cephesi kurduk.

   Bu sırada Saraçoğlu ile Celal Bayar’ın seninle temasa geldiğini söylediler.

-Evet ilk defa Galip Hoca geldi. Ben o günlerde kalem ve muhabere şebekesini ordu subaylarının himmeti ile kurmak ve tamamlamak üzere idim. Bayar, bu hazırlığı yakından gördü. Saraçoğlu Şükrü’de başka bir gün karargaha geldi. Eksikleri sordu. Silaha muhtaç olduğumuzu söyledim. Genç ve yiğit Saraçoğlu tehlikeleri göze aldı. Antalya yüzüne silah bulmaya gitti. Biz de bu sırada Dinar’la demiryolu teması yapmaya uğraşıyorduk.

Saraçoğlu silahları alıp dönebildi mi?

 

-Ne diyorsun? Çok beceriklidir. Oooo… Nereden, nasıl buldu ise, bulmuş ve Burdur’a kadar getirmiş. Fakat İtalyan’lar haber almışlar, önlerini kesmişler. Bir gün çok acele şifre aldım. Aman Efe, İtalyan’larla karşılaştık, bir müsademe katiyen memuldür, bizi takviye et, diyordu. Hemen Ödemiş’li Kara Erkek’e emir verdim. Şayet İtalyanlar bu silahı elimizden almağa kalkarlarsa hiç düşünme vur dedim! Bu cevap şifre ile Kara Erkek’e ve Saraçoğlu’na yetişti. Kimsenin tüyüne zarar gelmeden silahlar cepheye geldi.

 

Köşk cephesinde iken, ilerideki zeybek karakollarından müteaddid yabancı subayların sana mülaki olduklarını işittim, bunlar nasıl oldu Efe?

 

-İngiliz, İtalyan ve Amerikalılardan mürekkep üç muhtelif heyetle temas ettim. Onların konuşacakları şey malum değil mi? Teslim olunuz, mukavemetten sarfı nazar ediniz. Hatlarınızı görelim, silahı, erzakı, cephaneyi nereden buluyorsunuz, falan filan. Bunlara pek fazlaca ikramda bulunduk. Öyle icap ediyordu. Çünkü Türk’ün ne kadar cömert ve misafirperver olduğunu anlatmak gerekti. Bir defasında subayın birisi döndü dolaştı, bana adeta ihtar etti. Eğer teslim olmazsanız, bu sözün sonunu işitmedim, beynim attı, eğer teslim olmazsak ne olacak diye haykırmış ve ardından da: Yunan’ın yapacağı bir şey vardır. Geriye gitmek. Sağ kalan olursa onu da biz denize göndereceğiz, diye bağırıvermişim.

Aydın, Muğla ve havalisi kumandanına tahminen kaç kişiye komuta ettiğini sordum:

-Ödemiş’e kadar uzayan cephemde yirmi dört bin tayın çıktığını bilirim dedi.

-Efe, iç iğtişaşlardan Bolu, Konya ve Düzce isyanlarının Refet Paşa ile Nazım Bey’lerin müşterek çalışmalarından, Ankara ile temaslarından uzun uzun bahsetti. Bir aralık Anzavur’un dehşet ve tehlike teşkil eden ayaklanmasını anlattı. Danişmentli İsmail Efe’yi rahmetle anarak dört yüz zeybekle oralarda nasıl savaştığını hikaye etti. Efe’den enterasan bazı hatıralarını anlatmasını rica ettim. Damad Ferit Paşa ile makine başında konuştuğunu, tekliflerini külliyen reddettiğini söyledi. Alaşehir’e kadar gelen dindar bir Babı Ali Paşa’sı ile vuku bulan mülakatı anlattı. Vatanı, menfaatlerine kurban eden bu zavallı askerle aralarında geçen muhavereyi nakletti:

 

Paşa:

Efe oğlum, asıl maksadınız nedir?

Efe:

Sizin aklınıza gelen gibi bir maksadımız yok

Paşa:

Peki

Efe:

Vatanı kurtarmak!

Sonra?

-Sonra çiftin, çubuğun başına geçerek hür yaşamak. Sizin taşıyacağınız boyunduruğu bu millet taşımayacaktır.

 

-Anadolu’da aldığım detip vazifesiyle bu hareketlere nasıl katıldığımı anlatmıştım. Bir aralık Isparta’da Milli Kuvvetler beni bertaraf etmek için vazife aldılar. Fakat devir ve dünya bu! Bir millet yenide doğarken böyle hadiseler tarihte görülmüştür.

Halkla temastasınız efe, hakkınızdaki şayialara ne dersiniz?

 

-Halktan beni sevenler de çoktur. Bana kırgınlar da vardır. Fakat bu ikisi de yapılmış bir vazifenin, ödenmiş bir borcun yadigarıdır. Ben diye Şeytan söyler. Amma bizim yaptıklarımız arşivlerdedir. Bir gün tarih sahifelerinde intikal eder.

Tarihi şahsiyetleri tarih yazsın efe. Savaştaki efelerin kızanlarının ismini kaydetmek isterim.

-Yaş altmışı geçtikten sonra hatırlamak zor ama yaz:

Yörük Ali Efe,

Dokuzgil,

Kıllıoğlu,

Danişmentliler,

Hacı Ahmet,

İbrahim Çavuş,

Zurnacı Ali Efe,

Sökeli Ali Efe,

Gökçen,

Sinekçili Hacı Hüseyin,

Saylarlı Ali Efe,

Ispartalı Mahmud Efe,

Çallı Kör Mehmed,

Kara Erkek,

Poslu Mestan,

Koca Mustafa,

Sancakdarın Ali Efe,

Karpuzlu’lu Kamil Efe,

Muğla’lı Mehmed Efe,

Mestan Efe,

Kara Durmuş,

Durmuş Ali Efe,

Yenipazar’lı Hacı Kara Mahmud’un Ali Efe.

 

Bugün bir rütben ve hatıran var mı?

 

-Milis Albay’ım ve Atatürk’ün Ankara’dan gönderdiği mektubu saklıyorum.

Efe’nin siyasi temayülünü de öğrenmek istedim:

Efe hangi parti de kayıtlısın?

 

-Albayrak nerede, ben de orada! Ayyıldızım nerede, çiftçi Demirci’de onun altında. (Efelerden Haber-Kemal Özkaynak-7/8/1946)’’

 D10

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Demirci Mehmet Efe’nin şu sözleri aslında her şeyi özetlemeye kafidir…

‘Halktan beni sevenler de çoktur. Bana kırgınlar da vardır. Fakat bu ikisi de, yapılmış bir vazifenin, ödenmiş bir borcun yadigarıdır. Ben diye Şeytan söyler. Amma bizim yaptıklarımız arşivlerdedir. Bir gün tarih sahifelerinde intikal eder.’

 

   Demirci Mehmet Efe hakkında dün olduğu gibi bugün de karalama kampanyaları devam etmiş ve halka milli kahraman Demirci Mehmet Efe doğru öğretilmemiştir. Dönemin zeybekleri içerisinde, o günkü koşullar gereği, cahillik, çaresizlik, dağ yaşamının getirdiği mecburiyetler, halka zulüm eden çeteler ile mücadele için gerekenler derken mutlaka tüm efelerin eğrileri de olmuştur, doğruları da. Fakat önemli olan, din, vatan ve millet adına cepheye koşmaları ve gösterdikleri fedakarlıklarıdır. Onların hizmetleri olmasa idi mücadeleyi kazanmak çok daha zor olurdur. Zaferden sonra, Yunan Generallerin; ‘efeler önümüzü kesmeseydi, Ankara toparlanmaya vakit bulamazdı’ sözleri, efelerin büyük hizmetleri daha net anlaşılmalıdır.  Hakikaten Demirci Mehmet Efe’nin de söylediği gibi yaptıkları arşivlerdedir. Ve yaptıkları bir gün tarih sayfalarında inkital etsin diye bugün yazıyorum. Alttaki kitap, Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Ateşe Komutanlığı yayınıdır. 1918-1920 yılları arasında Aydın’da yaşanan hadiseleri ve efeleri anlatmaktadır.

Tarihi açıdan büyük önem arz eden bu kitabın ön yüzünde, 57. Fırka Komutanı Albay Mehmet Şefik Aker Bey’in arka yüzünde ise bir tek efenin fotoğrafı vardır: Demirci Mehmet Efe. Ve kitabın içeriğinde de, mücadele yıllarındaki fedakarlıklar yazılıdır…

 D11

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düzenli orduya geçiş sürecinde Demirci Mehmet Efe’ye, TBMM tarafından, yanına bin kişilik bir kuvvet alarak Konya İl Jandarma Komutanı olması teklif edilmiştir. Fakat Demirci Mehmet Efe “Yanımda binlerce kızan var. Hangisini, hangisinden ayırayım, yarın Efe bizi sattı derler.” diyerek bu teklifi kabul etmez. Ancak TBMM kararlıdır ve artık yeni devletin düzenli ordusunun bir an önce kurulması gerekmektedir. Bunun içinde milis kuvvetler olarak işgalciler ile savaşmış zeybekler çok önemlidir. Demirci Efe ile yaşanan bu hadise sebebi ile, Demirci Efe üzerine bir kuvvet gönderilir. Refet Paşa bu durumu önceden efeye gizlice bildirmiştir ve hiç bir çatışma olmadan sadece korkutma amaçlı bir top atışı sonrasında, kızanları silah altına alınarak, efenin de yanına en yakın elli kızanı koruma olarak verilerek köyüne yollanır. Bu aslında ustaca hazırlanmış bir strateji gereği olmalıdır. Çünkü zeybek değimiyle ‘serazat’ özgür yaşamaya alışmış binlerce zeybeğe silah bıraktırmak kolay bir iş değildir. Demirci Mehmet Efe binlerce zeybeği kontrol altında tutmak, onları din, devlet ve millet adına savaşmak için ikna edebilmek ve cephelerden kaçışları önleyebilmek adına seçilmiş bir ‘kurban’ dır aslında. Sayısı on binlere varan milis kuvvetlerin sevk ve idaresi, silah ve cephane temini, cepheye gönüllü asker sevkiyatı, cepheden kaçışların önlenmesi, zararlı çetelerin imha edilmesi, tüm zeybeklerin tek sancak altında toplanabilmesi, mücadeleye katılmayanların ve destek olmayanların ikna edilmesi gibi konular, Demirci Mehmet Efe korkusuyla çözülmüştür… Demirci Mehmet Efe zaferden sonra değirmencilik ve çiftçilik ile yaşamını sürdürmüş, sakin bir hayat yaşamıştır. Zeybeklik tarihinde yatak ölümü gören nadir efelerdendir. 5 Şubat 1961 yılında vefat eden Demirci Mehmet Efe, askeri törenle son yolculuğuna uğurlanmıştır.

D12

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘Aydın cephesindeki tekmil kuvvet doğrudan doğruya milletin kalbinden taşıp toplanan bir kuvvettir. Burada hiçbir suni el olmadı ve hiçbir suni el bunu yaratmadı. Türk unsuru ve İslam kuvveti olarak tekmil kabiliyetini kendi kendisine gösterdi. Bunlar arasında orada kıymetli arkadaşım Demirci Mehmet Efe’nin ismini burada takdirle yad etmeği bir vazife telakki ederim. Bu saf insan kendisi gibi diğer saf kahramanlarla ortaya atılarak hakikaten pek büyük gayret, pek büyük himmet gösterirken, hükümeti merkeziye kendilerine unvan olmak üzere, cani, şaki, hırsız gibi güzel güzel iltifat göndermekten hali kalmıyordu. Fakat bunlar azimlerini kırmadılar, daima müdafaa ettiler ve daima uğraştılar.’’ Refet Paşa.

 

Demirci Mehmet Efe’nin İstanbul Harbiye Askeri Müzesindeki Zeybek Kıyafetleri ve Silahları

D13

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘Aydın’ın çevresinde, imparatorluğun eksik bıraktığı sosyal terbiye ve gelenekten kaynaklanan ve zeybeklik taraftarı olan önemli bir Halk Partisi vardır. Bu partinin mensupları devlete sadık olmalarına rağmen, zeybekliği kaldırmak isteyen devlet kuvvetlerine karşı, zeybekleri koruyordu. Hükümetin zeybekliği kaldırmak için daima tahsis ettiği önemli kuvvetleri zeybekler karşısında aciz bırakan sebep, bu partinin gizli olarak zeybekliği tutmasından başka bir şey değildi.

   İşte Demirci Mehmet Efe, taraftarlığına dayandığı bu önemli partinin tabiri caizse, adeta temsilcisi ve o ruhun bir sembolü idi…” (Aydın 57. Tümen Komutanı Albay Mehmet Şefik Aker.)’


D15

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

57. Fırka Kumandanı Albay Mehmet Şefik Aker

 

D16

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zaferden Sonra Celal Bayar ve Demirci Mehmet Efe

 

 

 

Milli Mücadele döneminde iç ayaklanmaların bastırılmasında gösterdiği faydalar üzerine Sarı Zeybek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Demirci Mehmet Efe’ye yolladığı Telgraf:

 

‘Aydın ve Havalisi Kuva-yi Milliye Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe kardeşime:

 

Kahraman efelerinizi size gönderiyorum. Aydın’ın bu doğru özlü ve fedakar evlatları, Bolu ve Düzce havalisinde memleketimizi gavurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakarca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin. Kendilerine ve umum kumandanları olan zat-ı alinize Büyük Millet Meclisi’nin kalbi ve samimi teşekküratını takdim eder, gözlerinizden öperim. Kardeşim efendim.

Ankara, 11 Haziran 1920. İmza: Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal.’

 

D17

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

D18

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Demirci Efe Türküsü:

Tencerem dolu ayran

Ben gezerim seyran seyran

Demirci’nin arkadaşı

Ödemişli Kör Bayram

Bayram aman değil mi

Demircioğlu ceylan değil mi

Atın boynunda kayış

Atın önünden savuş

Canın kavga istiyorsa

Git Demircioğlu’na kavuş

Kal’a yaptım hanoldu

Demircioğlu Avrupa’ya şan oldu

Ödemiş’i bastılar

Çalıyı mavzer astılar

Demirci’nin kamasından

Yunanlılar kaçtılar

Tabancamın demiri

Kostak Adile’m bu da Allah emri

Ödemiş kavakları

Dökülür yaprakları

Bize de derler Demircioğlu

Yıkarız konakları

Dağlar dumansız

Demircioğlu dinsiz imansız

Alçak yüksek yüksek tepeler

Kulağında elmas küpeler

Çam dibinde yaslanıyor

Eli mavzerli çeteler

Kal’a yaptım hanoldu

Demircioğlu Avrupa’ya sanoldu

***

Anonim-Türkünün söylendiği yöre; Ödemiş

Kaynak: Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı)

Hamdi Tanses

 

***

 

DEMİRCİ MEHMET EFE ŞARKISI

Demirci de Mehmet Efem de geliyor

Açılsın yollar

Sıralanmış da koç yiğitler

Kaçılsın dağlar

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri düşmanları korku da bürüsün

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri çaşıtları korku da bürüsün

 

Böylesi yürek nasip olmaz olmaz her kula

Karıncalı dağlar da neler söyler

Bir gelse dile

Nazilli’nin dağları da neler söyle

Bir gelse dile

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri düşmanları korku da bürüsün

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri çaşıtları korku da bürüsün

Bas mavzerin tetiğine de cihan titresin

Düşmesin türkün dillerden namın bitmesin

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri düşmanları korku da bürüsün

Yürü bre Demirci de Mehmet Efem

Dağlar yürüsün

Hainleri çaşıtları korku da bürüsün

***

Yıldırım Yıldızdoğan

 

***

 

DEMİRCİ DESTAN ZEYBEĞİ TÜRKÜSÜ

 

Haydi Efem

Nazilli’li Pirlibey’li

Sert bakışlı yiğit köylü

Çıktı dağa zeybek huylu

Sır Demirci Mehmet Efem

 

Efem Efem Mehmet Efem

Demircinin Mehmet Efem

 

Demirci’nin Efeleri

Alay buldu onbinleri

Gelmiş düşman yok dinleri

Ser Demirci Mehmet Efem

 

Efem Efem Mehmet Efem

Demirci’nin Mehmet Efem

 

Gavur girmiş kül bağına

Ataş yak Aydın Dağına

Düşman gelmiş ayağına

Vur Demirci Mehmet Efem

 

Efem Efem Mehmet Efem

Demirci’nin Mehmet Efem

 

***

Söz: İrfan Çelik

Beste: Ozan Yetkin Karakaya

***

 

Milli Kahraman Demirci Mehmet Efe’nin isminin Nazilli’de okullara, sokaklara, stadyuma, şehrin en işlek meydanına verilmemesi ise Demirci Mehmet Efe’nin hatırasına yapılan büyük saygısızlıktır!

Ve bu durum Efe’yi layıkı ile tanımayan yöneticilerin işledikleri tarihi bir vefasızlık suçudur!

Dilerim bir gün laf olsun ve oy toplayayım diye efeyim, zeybeğim diyenler değil,

hakikaten efe ruhlu yöneticiler başa gelirler…

Ancak o zaman bu işleri düzeltebiliriz…

 

Şahin Efe Yılmaz

İLK KURŞUN

 

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Nihat Genç'ten çok anlamlı bir yazı: İçimizdeki vahşi kurdu İYİ'lere kurban etmeyin! En hızlı Atatürkçüler! Bir Bitcoin komplosu FETO ve PKK aşkı Amerikan aşkıdır