Ana Sayfa
10 Eylül 2017 ( 16 izlenme )
Reklamlar

Tekfir edenin selamı alınmaz

Mustafa SOLAK
Yazımızda imam-hatip lisesinde okutulan Akaid kitabında hoşgörüden, kadına, insan onuruna saygıdan uzak, şiddeti, dışlamayı salık veren IŞİD neslinin yetiştirilmeye çalışıldığını ele alacağız.

Müslüman olmayana selâm verilmez, kestiği yenilmez.

Anadolu İmam Hatip Liseleri “Akaid” ders kitabında, tekfir “Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi inkâr özelliği taşıyan inanç söz veya davranışlardan ötürü kâfir saymak” şeklinde tanımlanıyor. Sinsi bir şekilde tekfircinin “Müslüman kabul edilmeyeceği” önkabulü üzerinden, Müslüman olmayana selâm verilmemesi, kestiğinin yenilmemesi şöyle salık veriliyor:

“Yersiz yapılan tekfir, fert açısından ağır sonuçlar doğurmasının yanında toplum hayatında kapatılamayacak yaraların açılmasına, birlik ve bütünlüğün zedelenmesine ve parçalanmaya sebep olur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, gerçek durumunu Allah (c.c) bilmekle birlikte, toplumda Müslüman muamelesi görmez, selâmı alınmaz, kendisine selâm verilmez, kestikleri yenilmez. Müslüman bir kadınla evlenmesine müsaade edilmez. Öldüğünde cenaze namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına gömülmez.” (U. Murat Kılavuz, Nihat Morgül, Veli Karataş, Eba Müslim Yaşaroğlu, Ed. Ahmet Saim Kılavuz, Akaid, MEB Yayınları, Ankara, 2017, s.41-42.)

SELAMI ALINMAYACAK

Demek ki yersiz değilse tekfir edenin (Müslümanlıktan ayrılana) kestiği yenilmeyecek, selâmı alınmayacak. Müslümanlıktan ayrılan toplumsal dışlama yoluyla meczup hale getirilmektedir.

Tekfir ile bağlantılı bir kavram olan fasık da şu şekilde tanımlanmıştır:

“Dinin emir ve yasaklarına aykırı davranmaya, hak yoldan saparak dinin sınırları dışına çıkmaya fısk; bu davranışı sergileyenlere ise fasık denir.” (Age, s.41.)

“Ef’al-i Küfür” kavramı tanımlanırken “İslâm âlimleri insanları küfre götürecek fiilleri ve davranışlar” ifadesi kullanılmış ve bu türden fiillere örnek olarak “puta tapmak, tapınmak amacıyla güneşe, aya, yıldızlara, ateşe veya herhangi bir şahsa secde etmek, tâzim ve hürmet kastıyla haç takınmak, gayri müslimlerin kendilerine mahsus dinî kıyafetlerini giyinmek ve iman esaslarından birinin inkârını gerektirecek tarzda sihir yapmak, kehanette bulunmak” fiilleri sıralanmıştır. (Age, s.42.)

CÜBBELİLERE YOL AÇILIYOR

Gayrimüslimlerin dinî kıyafetlerini giyinmek küfür sayılıyor. Burada bazı soruları soralım:

Yıldızlara, ateşe veya herhangi bir şahsa secde etmek, namazda secdeye durmak şeklinde midir? Yoksa inandığını söylemesi de secde etmek anlamına gelir mi?

Gayrimüslimlerin kendilerine mahsus dinî kıyafetlerini giyinmek nasıl oluyor?
İman esaslarından birinin inkârını gerektirecek tarzda sihir nasıl yapılır?

Kültürel birikime dayalı olarak devletlerin, insanlığın 40 yıl sonra ulaşacağı duruma ilişkin öngörüde bulunan kehanette bulunmuş sayılacak mı?

Anlaşılacağı üzere bu sorulara verilen yanıt bireylere bırakılmayacak, egemen din yorumunun temsil edildiği Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar karar verecektir. Hatta Cübbeli Ahmet, Hayrettin Karaman gibi her gün birini tekfircilikle suçlayan kişiler de bu konuda daha rahat konuşabileceklerdir.

TEKFİR EDENE YAPTIRIMLAR

Müslümanlıktan ayrılanın can ve mal güvenliğine kast edilebilecek. Tekfir edenin can ve mal güvenliğine sahip olamayacağı şu şekilde vurgulanmaktadır:

“İmanını diliyle ikrar ettiği veya davranışlarına yansıttığı sürece, herkesin İslâm toplumunun tabiî bir üyesi olarak görülmesi, can ve mal güvenliğine sahip olması, dünyevî-dinî hükümler, sosyal ve beşerî ilişkiler bakımından da Müslümanın sahip olduğu bütün statü, hak ve sorumluluklara muhatap olması gerekir.” (Age, s.41.)

Tekfir din ve vicdan hürriyetinin sınırlandırılması değilmiş!

Tekfir edene yukarıda sayılan yaptırımları, dışlamayı onaylamak için toplumun değerlerine, dinî inançlarına karşı alenî saygısızlık, nesilleri inkârcılıktan koruma gibi gerekçeler öne sürülmüştür:

“İslâm kültüründeki tekfir ve irtidad kavramları, din ve vicdan hürriyetinin sınırlandırılması değildir. Toplumun ortak değerlerine ve dinî inançlarına karşı alenî saygısızlık ve saldırganlığı önleme, toplumda gerekli olan huzur ve sükûnu güvence altına alma, nesilleri inkârcılığın olumsuz etkilerinden korumaktır. Bu tekfir edilen şahsa gerekli yaptırımların uygulanmasıyla kamu vicdanı açısından adaleti gerçekleştirme gibi gayelere yönelik bir tedbir ve toplumsal sağduyu refleksi niteliğindedir.” (Aynı yer.)

MİLLİ BİRLİĞE TEHDİT

Kur’an’ı inkâr etmek kâfir olmaya yeterli değilmiş!

“Allah’a (c.c), meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanlar, Allah’ın (c.c) gönderdiği hükümleri uygulamayanlar, Allah’ın (c.c) ayetlerini yani Kur’an’ı inkâr edenler”, “kâfir” olarak adlandırılmıştır. Ancak bununla yetinilmemiş “dinen kesin biçimde sabit olan yani zarûrât-ı dîniyye kapsamına giren herhangi bir hususla istihza etmek [alay etmek], bunlardan birisini hafife almak ve küçümsemek gibi davranışlar da” kişinin küfre düşmesine sebep gösterilmiştir. Yine yetinilmemiş, “mü’minlere, dinî değerlere karşı alaycı tavır sergileyenlerden uzak kalmalarını emretmiş ve böylelikle bu tür davranışların da” küfre götürdüğü belirtilmiştir. (Age, s.43.)

Egemen dini anlayıştan farklı din yorumunun, en küçük alaya almanın, gayrimüslümin giydiği din kıyafetinin kâfirlik sayıldığı bir ortamda huzur olmaz. Böyle bir durumda aynı mezhebin içinde farklı din yorumu getirenler bile, birbirine düşer ve milli birlik ortadan kalkar.

Laiklik yoksa özgürlük kalmaz, millet dağılır, huzur kalmaz. Bu bakımdan milletin de temeli olan, milleti bir harç gibi tutan laikliğe tutarlılıkla sahip çıkılmalıdır.

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Antalya'da on binler orada! Belediyede haremlik selamlık toplantı Çocuklarda fark edilmeyen hastalık belirtileri .Son dakika... Afrin harekatında cepheden son dakika: İlerliyorlar...