Yazarlar
25 Kasım 2017 ( 3008 izlenme )
Reklamlar

“Yok mu bu it oğlu iti vuracak namuslu bir vatan evladı” diye yazıp tüydü

Bir

Doğup büyüdüğümüz toprakları 15 Temmuz Gecesi işgal etmeye kalkışan NATO'suna Amerikası'na bu ülkenin bir yazarı olarak ağız dolusu bir küfür edemeyecek miyiz?

Ajanstürk denilen bir internet mecrası Nihat Genç ‘milliyetçilere’ küfretti diye gazı verdi yüzlerce tweetten ‘ölüm tehditleri’ gırla gitti. Mıgırdıç Satanisyan adlı kullanıcı ‘yok mu bu it oğlu iti vuracak namuslu bir vatan evladı’ diye yazıp sonra hesabını kapatıp tüydü.

NATO'yu Amerikayı sahiplenen hangi ‘milliyetçilik’ türüymüş bu?

NATO'yu Amerika’yı sahiplenip ‘vatan evladı’ nasıl olunuyormuş?

Hem NATO'yu Amerika’yı sahiplenip hem de ‘namuslu’ nasıl olunuyormuş?

Anlaşılan gaza gelenlerin kafası iyice karışık ya da sadece gaza gelmek için kurulmuş kafalar bunlar, üstelik bir çoğu kendilerine ‘Türkçü’ diyor, Türk Milleti adına ne kadar utanç verici.

Ya Karar Gazetesi’nin yazarlarına ne demeli, NATO'yu ve Amerikayı savunmak size mi düştü, ki içlerinde IŞİD'i El Nusralı nefretiyle NATO'yu Amerikayı sahiplenenler dahi var, açtırmayın ağzımı.

SİZLERİ DAHA ÖNCE GAZA GETİRENLER ŞİMDİ FETÖ'CÜLÜK’TEN İÇERDE

Gençler, uymayın bu zır delilere, sizler Kurtuluş Savaşı vermiş Türkiye Cumhuriyeti’nin çocuklarısınız, doğuda ve batıda kimseye eyvallahınız olmayacak, sizleri daha önce gaza getirenler şimdi FETÖ'cülük’ten içerde ve FETÖ’ye yazdığı orta-asya rapor-mektuplarıyla yargılanıyor, bu menbağı çok kirlenmiş isimlerden uzak durun.

Türkiye’de Genelkurmay başkanları dahi elleri kelepçelenirken kasıtla bir kumpas dairesinde cemaatle ortaklaşıp susan şaibeli insanlardır bunlar, tanıyoruz onları.

Hayırdır, yedi uzun yıl Türk ordusu kodese sokulurken sesiniz bu kadar çıkmadı, ne oldu?

Bir de ölümle tehdit ettiğiniz yazarı biraz tanıyın, yaşadığınız topraklarda linç repertuarı en geniş yazarım, kesim kesim kısım kısım ideoloji ideoloji şehir şehir envai çeşitlikte linçler tehditler gördük, hepsi vız geldi tırıs gitti.

Bir de çocukça eleştiriler, Nihat Genç ülkenizde yazarlık tarihinden tek bir yazısını silmemiş bir yazardır, yirmi beş yıl önceden bir yazımı çıkarmışlar, Tayyip Erdoğan İstanbul’da belediye başkanı olup su sorununu çözünce Leman Dergisi’nde yazıyordum takdir eden bir yazım da oldu, yazarlık böyledir, sonra icraatlarını görüp eleştirirsin, Kemal Kılıçdaroğlu da genel başkan olunca lehinde yazılarım oldu icraatlarını görüp sonra eleştiriye geçtik, bunlar bir yazarın‘açıkları’ değil peşin hükümlü olmadığımızı kafadan çatlak düşman olmadığımızın şahitleri dürüstlük ve samimiyetin göstergeleridir.

Pop Art sanatıyla ünlü Andy Warhol’un resmidir, bıçaklanmış kesilmiş vücudunu ellerini açıp gösterir, bir varoluş fotoğrafı, ben buyum, der.

Ben buyum, aynı fotoğrafı sırtımı dönerek ben de çekmek isterim, dostların bıçak yaraları, hayatın kırbaç izleri, buyuz.

ÖLÜM DEFTERİNDE KİMLER YOK Kİ

İki

FETÖ'cüler’in yeni Fuatavni hesaplarının başında Mustafa Yilmaz adlı kullanıcı geliyor, 15 Temmuz öncesi gırla tehdit sallıyordu, kısa bir sessizlik, bu hesap şimdi yine kudurmaya başladı, ölüm defterinde kimler yok ki, başta Odatv yazarı Balyoz’dan Mustafa Önsel, Ahmet Yavuz, Ahmet Zeki Üçok, Hürriyet Gazetesi’nden Toygun Atilla, gazi Fatih Eryılmaz, Uğur Dündar ve Nihat Genç.

Ölüm tehdidinizden onur duyarız efendim.

Ölüm tehdidi bize değil bu şeref listesine giremeyenlere dert olsun, bu ölüm tehditleri herkese nasip değil FETÖ’ye karşı verilen amansız kavganın kahramanlık nişanlarıdır.

Ve insan soruyor, bu ölüm tehditlerini medyamız niçin görmezden geliyor, Elif Şafak Orhan Pamuk olsaydı bu tehditler iddianamelere ve manşetlere çekilir Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde olurdu, hayırdır.

Ölüm tehditleri görmezden gelenlerin tıynetini ortaya koyuyor bizim cesaretimizi artırıyor.

BOŞNAK KARDEŞLERİMİZİN AYAĞA KALKIP HAKARETİ AFFETMEYİP BOK’U SEPETLEMESİNİ TAKDİR EDİYORUM

Üç

FETÖ savcılarının basınımıza hediyesi BOK’un kovulması üzerine de birkaç cümlem olacak.

Boşnak kardeşlerimizin ayağa kalkıp yapılan hakareti affetmeyip BOK’u sepetlemesini takdir ediyorum.

Diğer taraftan bir çok sendika ve sivil toplum örgütünü Türk Ordusunun amiralleri ‘hayvan pornosuyla’ suçlanırken yaşadıkları büyük sessizliği bir daha hatırlatıyorum.

Ortaçağ kiliselerinin tövbe defterleri vardır, hangi suçlar affedilir hangilerinin tövbesi kabul edilir?

Ortaçağ kilisesinin günah listesi çok uzundu, asla cezasız bırakmazdı. Gel zaman git zaman uygarlığın gelişimiyle kilise de asla cezasız bırakmadığı birçok günahı kaldırıp ‘tövbesi’ kabul edilebilir listeye koymaya başladı.

Demokrasilerde basındaki hakaret davalarının da böyle bir ‘tövbe’ listesi vardır, kınanacak veya para cezalarıyla geçiştirilecek bir liste, bir de kamuoyunun asla affetmeyeceği bir liste. Bu liste tüm dünyada büyük bir kabul görmektedir, ırkçılık, ayrımcılık, kutsal değerlere küfür gibi.

Sırf sesi gırtlaktan çıkıyor diye kerhane kapısında çığırtkanlık yaptırılanları ekranlarınıza taşırsınız elinizde istediğiniz kadar büyük bir günah tövbe listesi olsun, baş edemezsiniz.

Tövbe defteri şudur, ağlayarak sızlayarak pişmanlık-nedamet getirse dahi affedilmeyen günahlar!

Bu sütunlarda arkadaşlığımız da olan pek saygıdeğer iki emekli komutana sırf bu rezille aynı programa çıkıp BOK’u meşrulaştırdıkları için yazdığım eleştirileri unutmayın.

Ne büyük rezillik, İslamcı ve liberal çevrelerden bu BOK’u arkalayacak sahiplenecek ya da kovulması da fazla diyecek tek bir yazının sesin çıkmayışı.

Yani keskin ideolojik farklılıklardan bir türlü yan yana gelmeyenler dahi bu ‘kötülük’ karşısında hem fikir.

Birbirlerini hiç sevmeyen farklı kesimlerin aynı ‘kötülük’ karşısında yan yana gelmesi ortak tarihi ortak kültürü oluşturur.

VE GÜN GELDİ İKTİDAR OMZUNDAN İNDİRİNCE CÜCELERİN GERÇEK BOYLARI ORTAYA ÇIKTI

Mesela Kurtuluş Savaşı’nın kötüsü hain Ali Kemal’dir, milli bir ittifak içindeyiz. Mesela peygamberimizin ve dinimizin düşmanı ‘Ebu Lehep’ konusunda da ittifak içindeyiz. Mesela farklı görüşlerden tarihçiler de Lut Kavmi konusunda mesela ‘nazilerin’ vahşeti konusunda aynı fikirdedir. Mesela Rus tarihinin Rasputin’i hakkında farklı fikirlerdeki Ruslar aynı fikirdedir, mesela farklı mezhepler de olsa ‘kerbela’ ortak acımızdır.

Kamuoyunun her kesimince ‘kötü’ olarak damgalanmak kolay başarılacak bir iş değildir, bir kötülük olarak tarihe geçmek ve bir dönemin marka kötüsü olmak her yiğidin harcı değildir.

Bu yüzden karı koca bu kötülük sıradan bir kötülük değildir, evrensel ve insani değerlerle çok yakından alakalı ortak bir ‘kötülük’, hangi ülkede hangi coğrafyada yaşarsa yaşasınlar kokusu asala kaldırılmaz bir koku.

Bu büyük günahı şüphesiz sadece ağzından çıkan aşağılayıcı pis laflar oluşturmuyor, bu büyük günah karı koca bomboş zekalarıyla topluma gösterdikleri iki yüzlülük, fırsatçılık, devrin adamı, gücün uşağı oluşları…

Mesela, cemaat savcılarının gönüllü kullanışlı fırsatçı ve kurnaz elemanı oldular, cemaat savcılarının gücüyle Türk ordusuna Atatürk’e ve milli solcu yazarlara karşı ekranlardan terör ve tehdit estirdiler.

Cemaat savcılarının omuzlarına çıkarak kendilerini ‘büyük ve güçlü’ gösterdiler, zavallılar bu gücü de kendi güçleri olarak gördüler.

Cemaat savcıları vatan haini ilan edilince bu sefer Tayyip Erdoğan’ın omuzlarına çıktı bu cüceler. İktidarın gücüyle boylarını yine büyük göstermeyi başardılar, iktidarın gücünü yine kendi entelektüel derinlikleri olduğuna inandılar, toplum işte asıl bu şeylerden iğrendi.

Ve gün geldi iktidar omzundan indirince cücelerin gerçek boyları ortaya çıktı.

Oysa bir yazarın gücü imkanı boyu eseriyle ve kalemiyle ölçülür, onun bunun sırtına çıkarak değil.

Ortak kötüye devam edelim, ikincisi.

Kendisini tehlikeye atmadan rakiplerini öldürmeye çalışanlar hiçbir kültürde hiçbir çağda sevilmez.

Ortaçağ Entelektüelleri kitabının çevirmeni M.A. Kılıçbay, kitabın girişinde anlatır, ortaçağın değerlerini o kadar da küçümsemeyin, diye.

Şu örneği verir, kendisini tehlikeye atmadan başkalarını öldürmeye çalışan ortaçağ silahlarının işi değil modern silahların işidir. Mesela bir şövalyenin, der, kendi bedenini ortaya koymadan rakibine saldırması düşünülemez.

Hiçbir şövalyenin aklından geçmez kendi bedenini tehlikeye atmadan rakibine saldırmak, bir şövalye için ahlaksızlıktır.

Ancak günümüz dünyası yazarlığı böyle değil, rakiplerini suçluyorsun itham ediyorsun ve bir terminatör gibi yok ediyorsun, ve ama günümüz diliyle hiç riske girmiyor ‘hiç’ bedel ödemiyorsun.

Bu hiç bedel ödemeden bir liderin sırtına çıkıp bağırmak, hiç bedel ödemeden cemaat savcılarının omzuna çıkmak, hiç bedel ödemeden devletin imkanlarıyla devletin sırtına çıkıp rakiplerini yargılamak dövmek yok etmek, insanlığın-toplumun midesinin kaldıracağı bir şey değildir.

Her ülkenin her coğrafyanın iğrendiği ortak bir kötülüktür.

Ortak kötüyü oluşturan üçüncü aşama, bu damgalanmış karı kocada eğitim ve öğretim eksikliğinin her insan evladını utandıracak şekilde aşikar oluşudur.

Şöyle, bazı insanlar bilgi ve yetenekleriyle değil torpille kayırmayla bir yerlere gelirler.

Kendileri toplumun her bireyinin zorunlu olarak geçtiği ‘sınavlardan’ geçmemişlerdir.

Benim gibi ‘alaylı’ ya da uzman alanlarında tahsil görmüş mektepliler, herkes insan içine sahneye çıkabilmeleri için bir hayat ya da ders ‘sınavından’ geçerler.

Bir alaylı olarak onlarca yıl yazılar hikayeler yazarım ve kamuoyu yeteneklerimi yavaş yavaş görür ve takdir eder, bu büyük bir ‘elektir’, büyük bir beğeni skalasından geçersin ve sonunda kamuoyu senin fikirlerini sevmese de ‘yeteneklerini’ kabul eder.

Ülkemizde cemaatin orduyu hukuk kurumlarını likayat kariyer demeden alt üst edişine ve ilk okul mezunlarını dahi HSYK gibi kurumlara yerleştirdiklerini gördük.

Öteden beri siyasetimiz medyamızda bu en ucuz yolu tercih ediyor, liyakata birikimine tecrübesine eserine bakmadan sırf kendini destekliyor diye cahil cühelayı gazete ve ekranlarda en öne yerleştiriyor!

Bu pek masrafsız ama toplumu iç çatışmalara sürükleyecek kadar tehlikeli bir yoldur, kalabalıkların içine ekrana canlı bomba koymak gibi…

DÜZÜŞMEK DIŞINDA HİÇBİR ŞEY DÜŞÜNMEZLER

Dördüncü aşamaya geçelim.

Sadece bilgi birikim değil bu zavallılar heyecan bilmez duygu bilmez, çünkü, eser ve sınav ve eleme aşamasından geçmedikleri için beyin, kalp, vicdan gibi duyguları eylemleriyle doğru şekilde harekete geçmez. Çünkü onları tetikleyen tek duygu ‘tıkınmadır’ tek duygu ‘ele geçirmektir’ tek duygu kamuoyunun değil ‘sahiplerinin takdirini’ almaktır.

Bu dört aşamadan geçmemiş her yazar eninde sonunda belasını bulur, ekranların ve paranın ve iktidar yağcılığının saadetini uzun süre yaşarlar ve ama nihayetinde affedilmesi bağışlanması mümkün olmayan bir rezilliğin içinde kalırlar.

Trier’in seyredilmesi mümkün olmayan nefromanyak (seks manyağı) bir filmi vardır,  tam da bu konuyu anlatır, ergen genç kızlar aşka karşıdır, durmaksızın düzüşürler…

Onlar için duygulanım tanışma aşk flört şiir sanat düşmandır, onlar ‘skor’ peşindedir, günde kaç kişiyle beraber oldum yarışına girerler.

Yani düzüşmek dışında hiçbir şey düşünmezler, önleri kim gelirse kim olursa…

Aşk gibi sevgi gibi insanı insan yapan en derin duyguları unuturlar, sürekli düzüşerek bedenleri de bu duyguları unutur, ve bedenleri artık bu ‘duyguların’ yerini saatini zamanını dahi çok trajik olarak karıştırır.

Duygulanım bozukluğu, derler.

Korku nefret aşk şiddet keder, hepsi tuhaf şekilde yer değiştirir, ve makine gibi düzüşmekten ağlamayı üzülmeyi dahi karıştırırlar.

Öyle ki, (filmin verdiği ders budur) baş rolde önüne gelen herkesle yatan genç kızımız, hayatında en çok sevdiği tek sevdiği babasının ölüm anında, orgazm olur.

Ağlaması gereken yerde orgazm, orgazm olması gereken yerde, üzüntüyle ağlamak…

Kifayetsiz bir adam ve karısı, bu ülkenin ortak kötüsü olmayı işte böyle başarır, toplumun üzüntüden kahrolduğu hukukun yıkıldığı ülkenin bölündüğü anlarda ‘güldüler, göbek attılar’. Toplumun sevdiği insanlara ve sevindiği anlarda ‘nefret öfke’ kusup saldırdılar.

Nihat Genç

Odatv.com

 

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

“Yok mu bu it oğlu iti vuracak namuslu bir vatan evladı” diye yazıp tüydü Nihat Genç yine döktürdü: NATO milliyetçileri! Amerikan derin devletinin, yani çok uluslu şirketlerin devletinin Türk ulus devletiyle savaşı sürmektedir. Zarrab’dan iktidar çıkar mı?